Image Hosted by ImageShack.us
OKULLAR KAPANMASIN

10 KASIM Fenerbahçe derbide sezonun ilklerini yaşadı

Fener derbide sezonun ilklerini yaşadı 

Süper Lig’e çok iyi bir başlangıç yaparak dikkatleri üzerine çeken Fenerbahçe, dün akşam İnönü Stadı’nda Beşiktaş’la oynadığı derbide bir ilk yaşadı.

Fener derbide sezonun ilklerini yaşadı

Ömer SÜT'ün haberi

Beşiktaş'a 3-0 mağlup olarak Süper Lig'de kinci yenilgisini alan Daum yönetimindeki sarı-lacivertli takım, bu sezon resmi maçlarda ilk kez gol atamadığı gibi ilk kez bir maçta 3 gol gördü.

Fenerbahçe, 2009-2010 sezonununda gol attığı 11 Süper Lig (hükmen galibiyet hariç), 8 Avrupa Kupası ve 1 TFF Süper Kupası maçında rakip fileleri 40 kez havalandırmıştı.

Güiza'nın sakatlığından dolayı Kazım'la maça başlayan Daum, Semih'i yine yedekte tuttu. Maç içerisinde Kazım ve daha sonra oyuna giren Semih, Beşiktaş'a karşı etkili olamadı. Alex de 90 dakika boyunca bir varlık gösteremeyince sarı-lacivertli takım gol atma becerisinde bulunamadı.

Fenerbahçe, Turkcell Süper Lig'de 22, TFF Süper Kupası'nda 2, UEFA Avrupa Ligi'nde 16 gol atma başarısı göstermişti.

TURKCELL SÜPER LİG:

Denizlispor 0:2 Fenerbahçe
Fenerbahçe 3:0 Sivasspor
Diyarbakırspor 1:3 Fenerbahçe
Fenerbahçe 2:1 Manisaspor
Bursaspor 0:1 Fenerbahçe
Fenerbahçe 1:0 İstanbul B.B.
Antalyaspor 1:2 Fenerbahçe
Fenerbahçe 3:0 Gençlerbirliği
Gaziantepspor 2:1 Fenerbahçe
Fenerbahçe 3:1 Galatasaray
Kayserispor 1:1 Fenerbahçe
Fenerbahçe 3:0 Ankaraspor
Beşiktaş 3:0 Fenerbahçe

UEFA AVRUPA LİGİ PLAY OFF:

Fenerbahçe 5 - 1 Budapest Honved
Budapest Honved 1-1 Fenerbahçe

Sion 0-2 Fenerbahçe
Fenerbahçe 2-2 Sion

UEFA AVUPA LİGİ:

Fenerbahçe 1-2 Twente
FC Sheriff 0-1 Fenerbahçe
Steaua Bükreş 0-1 Fenerbahçe
Fenerbahçe 3-1 Steaua Bükreş

SÜPER KUPA:

Beşiktaş 1-2 Fenerbahçe

TAKVİM.COM.TR

haber7

10 KASIM Öğretmenlerin yüzde 37.2'si mesleğini sevmiyor

Öğretmenlerin yüzde 37.2'si mesleğini sevmiyor 

Türk Eğitim-Sen'in 24 Kasım Öğretmenler Günü anketine katılan 3 bin 65 öğretmenin yüzde 62.7'sinin ''Mesleğini severek yaptığını'', yüzde 37.2'sinin ise ''Sevmediğini'' ortaya koydu.

Öğretmenlerin yüzde 37.2'si mesleğini sevmiyor

Türk Eğitim-Sen'in düzenlediği ankete göre, idarecilerle ilişkide öğretmenlerin yüzde 42.5'i ''Adam kayırma ve ayrımcılıktan, öğrencilerle ilişkilerde de yüzde 34.6'sı ''Öğrencilerin derse ilgisizliğinden'', yüzde 24.6'sı ''Öğrencilerin saygısız davranışlarından'' şikayet ediyor.

Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, İçkale Otel'de düzenlediği basın toplantısında, 24 Kasım Öğretmenler Günü dolayısıyla öğretmenlerin sosyo-ekonomik durumlarını ve mesleki sorunlarını tespit etmek amacıyla sendikanın 3 bin 65 öğretmen arasında gerçekleştirdiği anket sonuçlarına ilişkin bilgi vererek, değerlendirmelerde bulundu.

Ankete göre, öğretmenlerin yüzde 60.4'ünün ''Kirada oturduğunu'', yüzde 70.5'inin ''Kredi kartı borcu bulunduğunu'' ifade eden Koncuk, ankete katılanların yüzde 43.9'unun bin-5 bin, yüzde 18.6'sının 5 bin -10 bin, yüzde 16.4'ünün 10 bin-20 bin, yüzde 7.1'inin 20 bin-30 bin, yüzde 3.7'sinin 30 bin-40 bin, yüzde 2.4'ünün 40 bin-50 bin, yüzde 1.5'inin 50 bin-60 bin, yüzde 4.4'ünün 70 bin liranın üzerinde borcu bulunduğunu kaydetti.

Koncuk, ''Öğretmen 'ne kadar ekmek o kadar köfte' demiyor. Bu şartlarda dahi görevini en iyi şekilde yerine getiriyor'' dedi.

Maddi sorunların öğretmenlerin aile hayatını olumsuz etkilediğini söyleyen Koncuk, katılımcıların yüzde 33.3'ünün bu nedenden dolayı ''Ailesiyle yeteri kadar ilgilenemediğini'', yüzde 18.7'sinin ''Ailesine yönelik saldırgan tutum ve davranışlar sergilediğini'', yüzde 14.7'sinin ''Eşiyle ve çocuklarıyla iyi bir diyalog kuramadığını'' ifade ettiğini belirtti. Koncuk, öğretmenlerin yüzde 21.6'sının ''Maddi nedenlerden dolayı eşiyle ayrılma noktasına geldiği zamanlar olduğunu'' dile getirdiğini kaydetti.

Öğretmenlerin psikolojik sorunlar yaşadıklarını ifade eden İsmail Koncuk, ''Ankete katılan öğretmenlerin yüzde 34.1'i 'ekonomik sorunlar nedeniyle sinir, kaygı, endişe gibi duygularında artış', yüzde 17.5'i 'uyku bozukluğu', yüzde 11.2'si 'dikkat dağınıklığı', yüzde 7.5'i 'depresyonda', yüzde 1.5'i de 'panik atak' olduğunu belirtmektedir'' diye konuştu.

Ankette öğretmenlerin idarecilerle ve öğrencilerle ilişkilerde karşılaştıkları sorunlarla ilgili sorular da yöneltildiğini anlatan  Koncuk, şöyle devam etti:

''İdarecilerle olan ilişkilerde öğretmenlerin yüzde 42.5'i 'adam kayırma ve ayrımcılık', yüzde 29.4'ü 'okulda yaşanan sorunlara duyarsızlık', yüzde 14.1'i 'baskıcı ve dayatmacı tutum', yüzde 13.9'u da 'sendikal farklılıklara göre davranma' cevabı vermiştir.

Öğrencilerle ilişkilerde, ankete katılanların yüzde 34.6'sı 'öğrencilerin derse ilgisizliğinden', yüzde 24.6'sı 'öğrencilerin saygısız davranışlarından', yüzde 17.5'i 'öğrencilerin kendilerini ifade edememelerinden', yüzde 16.4'ü 'sınıfların kalabalıklığı nedeniyle yaşanan iletişim sorunundan', yüzde 6.7'si ise 'velilerin baskı ve tehditlerinden şikayetçi olduğunu' belirtmektedir.''

Ankete katılan öğretmenlerin yüzde 62.7'sinin ''Mesleğini severek yaptığını'', yüzde 37.2'sinin ise ''Sevmediğini'' dile getirdiğini ifade eden Koncuk, ''Mesleğini severek yapmadığını belirtenlere bunun nedenlerini de sorduk. Ankete katılanların yüzde 41.3'ü mesleğini 'Milli Eğitim Bakanlığının öğretmenlere yanlış tutumu dolayısıyla severek yapmadığını' söylerken yüzde 28.4'ü 'öğretmenlik mesleğinin ücret ve özlük hakları açısından yetersiz olduğunu', yüzde 22.9'u 'kadrolaşma faaliyetlerinin hevesini kırdığını', yüzde 7.2'si de 'öğretmenlik mesleğinin ideali olmadığını' söylemektedir'' dedi.

Öğretmenlerin kişisel gelişim için çok az bütçe ayırabildiğini belirten Koncuk, ayrıca yüzde 69'unun ''Öğretmenevlerine işlevlerini yitirdiği'' gerekçesiyle hiç gitmediğini söyledi. Koncuk, öğretmenevlerinden yararlanmak isteyen öğretmenlerden aidat kesildiğini, öğretmenlerin faydalanması için yapılan öğretmenevleri için aidat alınmasının bir anlamı olmadığını vurguladı.

Koncuk, öğretmenlerin yüzde 51'inin ''İşsizlik ve ekonomik sıkıntıların Türkiye'nin en büyük sorunu olduğunu'' düşündüğünü, bunu yüzde 16.6 ile ''Dışa bağımlılık'', yüzde 15.6 ile ''Terör'', yüzde 9 ile ''Demokrasi sorunu'', yüzde 6.8 ile ''Siyasi çekişmeler''in izlediğini bildirdi.

Öğretmenlerin yüzde 96.7'sinin ''Bakanlığın öğretmenlere maddi, sosyal ve psikolojik olarak yeterince destek vermediğini'' düşündüğünü söyleyen Koncuk, ''Bu acı bir tespittir. Milli Eğitim Bakanlığının 'biz ne yapıyoruz' diye düşünmesi gerekir'' şeklinde konuştu.

Koncuk, ''Ankete katılan öğretmenlerin yüzde 73.4'ü 'Türkiye'deki siyasetçileri dürüst bulmadığını', yüzde 25.2'si 'kısmen dürüst bulduğunu' söylemektedir. Dürüst bulanlar yüzde 1.2'dir. Bu da siyasetçilerin tamamını ilgilendiren bir durumdur'' görüşünü dile getirdi.

SÖZLEŞMELİ ÖĞRETMENLERİN DURUMU

Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu'nun, ''Sözleşmeli öğretmenlerin kadrolu yapılacağı'' sözünü verdiğini ancak bu açıklamasından sonra sözleşmeli öğretmen atanmasına devam edildiğini ve kadroya alınmadıklarını öne süren Koncuk, ''Milli Eğitim Bakanı bir söz veriyor ve bu söz bugüne kadar yerine gelmiyor. Bu konu bir an önce çözüme kavuşmalı ya da Sayın Bakan bir an önce gerekeni yapmalı'' diye konuştu.

Ekonomik ve sosyal sıkıntılarına dikkat çekmek için 25 Kasımda iş bırakacaklarını da anımsatan Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, ''Velilerimizin o gün mağdur olmaması için çocuklarını okula göndermemelerinde fayda var'' dedi.

AA

haber7

10 KASIM Uzaydan bile görünen Atatürk portresi - VİDEO

Uzaydan bile görünen Atatürk portresi - VİDEO 

Öyle bir portre düşünün ki uzaydan hatta Google Earth'tan bile çok net gözüksün. Evet dünyanın uzaydan gözüken tek portresi Atatürk'e ait ve Erzincan'da... 2500 askerle yapılan portre bakın nasıl görünüyor...

Uzaydan bile görünen Atatürk portresi - VİDEO

Foto GaleriVideoyu izlemek için tıklayın

Yedi bin 500 metre karelik bir alanda, yaklaşık 200 ton boya, 600 ton taş ve 210 ton harç kullanılarak, para harcanmadan, 3 bin gönüllü askerin yaptığı Atatürk portresi uzaydan görünen tek portre.

1982 yılında Erzincan, Keşiş Dağı'nın eteğindeki Topçu Tugayı'nın tam karşısına yapılan portre, uzaydan görülebiliyor ve  Google Earth'dan da rahatlıkla bulunabiliyor... Semih Çakır isimli bir vatandaş da Google Earth üzerinden portreyi bulup, video kaydını youtube yüklemiş.

176 metrelik portreyi araştıran Petrol Jeoloğu Sezgin, Aytuna Kuzey Anadolu Fay Hattı üzerinde olduğunu belirttiği portrenin, yapımında kullanılan teknik sayesinde bozulma olmadığını ifade etmişti.

Portreyi yapan ressam Mustafa Aydemir de, portreyi, kısa dönem askerliği sırasında yaptığını, beyaz boya için boya atıklarını, siyah boya için ise motor yağı kullandığını, gerekli boyaları, malzemeleri bazı işlemlerden geçirerek yaptığını kaydetmişti.

(Haber 7)

10 KASIM Bilgisayarı en çok ne için kullanıyoruz?

Bilgisayarı en çok ne için kullanıyoruz? 

Türkiye Bilgisayar Kullanım ve Tutum Araştırması'nın sonuçları ilginç veriler ortaya koydu. Kullanıcılar, bilgisayarda en çok müzik indiriyor, Müzikten sonra sıralamada e-mail, internette sörf ve chat geliyor.

Bilgisayarı en çok ne için kullanıyoruz?

İntel tarafından Türkiye'nin e-dönüşüm sürecinde bulunduğu noktayı ortaya koymak adına yaptırılan 'Türkiye Bilgisayar Kullanım ve Tutum Araştırması'nın sonuçları açıklandı. Araştırma kapsamında Türkiye genelinde 28 il, 55 ilçe merkezi ve 113 mahallede A, B, C ve D sosyo-ekonomik statü gruplarından bin 134 kişiyle yüz yüze görüşmeler yapıldı. Araştırmada çeşitli etkinlikleri ne sıklıkta gerçekleştirdikleri sorulan kullanıcıların yüzde 40'ı 'müzik dinlediğini, indirdiğini, satın aldığını' belirtirken, ikinci sırada 'e-posta okumak ve göndermek', üçüncü sırada 'web sitelerinde dolaşmak', dördüncü sırada ise 'chat yapmak' yer alıyor.

Araştırmanın ortaya koyduğu söz konusu değerlerin önemli bir soruna işaret ettiğine dikkat çeken Intel Türkiye Genel Müdürü Çiğdem Ertem “Bu veriler, ülkemizde kadınla erkek arasında bilgisayar kullanımı konusundaki erişim olanakları ve farkındalık sorununu ortaya koymak açısından son derece önemli. Çıkan yüzdeler, özellikle kadınların bilgisayar okuryazarlığı ve bilişimin diğer unsurlarından sağlayabilecekleri faydalar konusunda hem bilinçlendirilmesi ve cesaretlendirilmesi hem de imkanların oluşturulması doğrultusundaki ihtiyacı ortaya koyuyor. Bu sonuçlar da bize Intel olarak 2005’ten beri sürdüğümüz 'Kadın ve Bilişim Platformu' projemizle ne kadar doğru bir alana odaklandığımızı gösteriyor" dedi.

Kadın-erkek uçurumu kapatılmalı

Türkiye Bilgisayar Kullanım ve Tutum Araştırması'nı sosyolojik açıdan değerlendiren Prof. Dr. Nilüfer Narlı, bilgisayar kullanımına ve algılara ilişkin verilere duyulan ihtiyacın giderek arttığını ve Intel'in araştırmasının bu yönüyle önemli bir ihtiyaca cevap verdiğini belirtti. Narlı "Bu araştırma verilerinin de ortaya koyduğu gibi kadınlar, 30 yaş üstündekiler ve düşük sosyo-ekonomik statü grubundakiler bilgisayara ve internete erişimde ve kullanımda dezavantajlı konumda. Özellikle Güneydoğu ve Karadeniz illerindeki genç kızlara bilgisayar eğitimin ulaştırılması için gerekli çabalar, kalkınma ve sosyal cinsiyet uçurumun kapatılması için özel önem arz ediyor" yorumunda bulundu. Narlı ayrıca, bilgisayar/internet okuryazarlığı eğitimi konusunda kamu, özel sektör, sivil toplum örgütlerinin işbirliğinin teşvik edilmesi gerektiğini, yerel yönetimler ve üniversitelerin bu ortaklığın temel direkleri olduğunu belirtti.

'G20'deyiz ama onlardan geriyiz'

Araştırma sonuçlarını ekonomik açıdan yorumlayan Prof. Dr. Kerem Alkin ise Türkiye'nin G20 ülkeleri arasında olması gereken noktadan çok daha geride kaldığını, bu durumun değişmesi için demir-çelik ve tekstil gibi sektörlerden daha teknolojik ve yüksek katma değerli alanlara yönelmek gerektiğine dikkat çekti. Türkiye'nin artık bir saniye gecikmeye dahi tahammülü olmadığını dile getiren Alkin "Bu atılımı bir an önce yapmazsak dahil olmaktan gurur duyduğumuz G20 ülkelerinden biri olarak kalmamız imkansız hale gelecektir" dedi.

İnternete daha çok erkekler giriyor

Araştırmadan çıkan çarpıcı sonuçlardan bazıları:

� Araştırma kentlerde yaşayan alt-orta ve üst sosyo-ekonomik sınıfa mensup 16 yaş üzeri nüfusu temsil ediyor.

� Son bir ayda bilgisayar kullanma oranı erkekler arasında yüzde 85 iken, kadınlar arasında yüzde 58'de kalıyor.

� İnternetin ne olduğunu hiç duymayan yüzde 0.5'lik bir kesim var.

� Bugüne kadar hiç internet kullanmayanların oranı yüzde 19.

� Kadınların üçte biri hiç internet kullanmadığını ifade ediyor. Erklerde ise bu oran sadece yüzde 10.

� Annenin bilgisayar kullandığı hanelerin oranı yüzde 18.

� Bilgisayar kullanıcılarının amaçları arasında ilk sıralarda müzik dinlemek-kaydetmek-satın almak ve e-posta okumak yer alıyor.

� Bilgisayar kullanmayanlar ise ‘kullanıyor olsalardı’ fotoğraf kaydetmek, müzik dinlemek-kaydetmek-satın almak ve eğitim/öğretim amaçlı kullanmak istediklerini belirtiyorlar.

� Kullanıcıların yüzde 78'i kendi evinde, yüzde 47'si internet kafede, yüzde 33'ü başka birinin evinde, yüzde 31'i işte bilgisayar kullanıyor.

� İnternet gençlerin önemli bölümü için bir yaşam tarzı haline gelmiş durumda. Genel kitlenin ise yüzde 10'u internetin 'bir yaşam tarzı' olduğunu belirtiyor.

� Kentlerde yaşayan her üç aileden ikisinin kullanımında en az bir bilgisayar bulunuyor.

� Gençler için internette chat ve surf, büyükler içinse eğitim ve araştırma yapmak daha önemli.

Star gazetesi

haber7

10 KASIM Kartal, zirveye uçuyor

Kartal, zirveye uçuyor 

Geçen sezonun çifte kupalı şampiyonu Beşiktaş, bu sezon zirvede bir ara 12'ye çıkan puan farkını son haftalardaki başarılı performansıyla 4'e dek indirmeyi başardı.

Kartal, zirveye uçuyor

Sezona kötü bir başlangıç yapan siyah-beyazlılar, 6. haftada evinde Kayserispor'a 1-0 yenilirken, ligin zirvesindeki Galatasaray ve Fenerbahçe'nin 12'şer puan gerisine düşmüştü.

Hükmen galibiyetle sonuçlanan Ankaraspor maçıyla birlikte ligde son 7 maçından da 3 puanla ayrılan siyah-beyazlılar, 13. hafta sonunda lig lideri ile arasındaki puan farkını 4'e dek indirdi.

11. SIRADAN 3. SIRAYA YÜKSELDİ

Ligin 6. haftasındaki Kayserispor yenilgisinin ardından puan cetvelinde 6 puanla 11. sırada yer alan Beşiktaş, dünkü 3-0'lık Fenerbahçe galibiyetinin ardından 27 puanla 3. sıraya yerleşti.

Kayserispor yenilgisi sonrası oynadığı maçlarda kalesinde sadece 1 gol gören siyah-beyazlılar, 3-0 Ankaraspor hükmen galibiyeti hariç rakip fileleri 10 kez havalandırdı.

AA

haber7

10 KASIM Baskette Galatasaray'ın cezası belli oldu

Galatasaray'ın cezası belli oldu 

Türkiye Basketbol Federasyonu (TBF) Disiplin Kurulu, Cemal Nalga skandalı ile ilgili kararını açıkladı. Galatasaray, Cemal Nalga'nın oynadığı tüm maçlarda hükmen mağlup ilan edildi.

Galatasaray'ın cezası belli oldu

Türkiye Basketbol Federasyonu (TBF), Galatasaray Cafe Crown oyuncusu Cemal Nalga'nın takım arkadaşının formasıyla oynatılarak, cezasının usulsüz olarak dolmuş gibi gösterildiğinin anlaşılmasıyla ortaya çıkan konuda kararını verdi.

TBF Yönetim Kurulu'ndan yapılan açıklamada, Galatasaray Cafe Crown Basketbol Takımı'nın Beko Basketbol Ligi'ndeki ilk 5 maçı ile Teknosa Türkiye Kupası'nda yaptığı maçlarda hükmen 20-0 skorla yenik ilan ederken, sarı-kırmızılı ekibin bu dönem içerisinde oynadığı resmi lig maçları sayısı kadar olan toplam 5 puanı, mevcut ve gelecekte kazanacağı puanlar dikkate alınarak silinmesine karar verdi.

Galatasaray Cafe Crown, ligde OYAK Renault, Kepez Belediyesi, Erdemir, Banvit ve Fenerbahçe Ülker maçları, Teknosa Türkiye Kupası'ndaki Pınar Karşıyaka, Tofaş, Mersin Büyükşehir Belediyesi maçlarında, 20-0'lık sonuçlarla hükmen yenik sayıldı.

Ligde son olarak yaptığı Efes Pilsen maçını kaybeden ve 1 puan alan Galatasaray Cafe Crown takımı, bu kararla Beko Basketbol Ligi'nde -4 puana kadar gerilemiş oldu.

HAK MAHRUMİYETİ CEZALARI

TBF Disiplin Kurulu ise olayda kusurlu oldukları görülen, yönetici, teknik adam ve sporculara da ceza yağdırdı.

Galatasaray Kulübü Yönetim Kurulu'ndan istifa eden Yiğit Şardan'a 6 ay hak mahrumiyeti ve 10 bin TL para cezası verilirken, antrenör Okan Çevik'e 3 yıl hak mahrumiyeti ve 10 bin TL para cezası, sporcu Cemal Nalga'ya 2 yıl hak mahrumiyeti ve 10 bin TL para cezası, sporcu Tufan Ersöz'e 4 ay hak mahrumiyeti ve 5 bin TL para cezası, genel menajer Ali Türsan'a 6 ay hak mahrumiyeti ve 5 bin TL para cezası, menajer Mert Uyguç'a 2 yıl ham mahrumiyeti ve 10 bin TL para cezası, yardımcı antrenör Cengiz Karadağ'a 1 yıl hak mahrumiyeti ve 5 bin TL para cezası, teknik danışman Koray Mincinozlu'ya da 2 yıl hak mahrumiyeti ve 5 bin TL para cezası verildi.

Oluşan yeni durum üzerine, organizasyonların sorumluluğunu üstlenen TBF Yönetim Kurulu'nun, Disiplin Kurulu'nun da görüş ve mütalası doğrultusunda yaptırımlara gittiği kaydedilerek, şu ifadeler kullanıldı:

''15 Kasım Pazar günü oynanan Galatasaray Cafe Crown�Fenerbahçe Ülker, Beko Basketbol Ligi müsabakasında yapılan itirazın usül ve esas yönünden geçerli olması sonucuyla, maçın sonucunun Fenerbahçe Ülker takımı lehine hükmen 20-0 galibiyet ve Galatasaray Cafe Crown takımına 0 puan, Fenerbahçe Ülker takımına 2 puan verilecek şekilde tescil edilmiştir.

10-12 Ekim tarihlerinde Konya'da düzenlenen Teknosa Türkiye Kupası Eleme (C) Grubu müsabakalarında cezalı durumda oyuncu oynatmış olması sebebiyle Galatasaray Cafe Crown�Pınar Karşıyaka, Tofaş�Galatasaray Cafe Crown ve Mersin Büyükşehir Belediyesi�Galatasaray Cafe Crown müsabaka sonuçlarının, Pınar Karşıyaka, Tofaş ve Mersin Büyükşehir Belediyesi lehine hükmen 20-0 galibiyet ve Galatasaray Cafe Crown takımına 0 puan, rakiplerine 2'şer puan verilecek şekilde tesciline, bu sonuçlarla Teknosa Türkiye Kupası Eleme (C) Grubu puan durumunun yeniden tanzim edilerek, ilan edilen kupa statüsü gereği ilk iki sırada yer alma hakkını kazanan takımlara Teknosa Türkiye Kupası Sekizli Final müsabakalarına katılma hakkı verilmesine karar verilmiştir.

Beko Basketbol Ligi'nde Cemal Nalga'nın cezalı durumda oynadığı Galatasaray Cafe Crown�Oyak Renault, Kepez Belediyesi�Galatasaray Cafe Crown, Galatasaray Cafe Crown�Erdemir ve Banvit�Galatasaray Cafe Crown müsabakalarının sonuçlarının, rakipler lehine 20-0 galibiyet ve Galatasaray Cafe Crown takımına 0 puan, rakiplerine 2'şer puan verilecek şekilde tesciline, bu sonuçlarla Beko Basketbol Ligi puan durumunun yeniden tanzim edilmesine karar verilmiştir.

Cemal Nalga'nın cezalı olduğu dönem içerisinde oynadığı hazırlık maçlarında başka bir sporcunun formasını giydirerek takımda yer vermesi, bu sporcunun adını gizleyerek resmi müsabaka kâğıdına başka bir sporcunun adını kaydettirmesi, soruşturma dönemi içerisinde federasyonumuza sunulan resmi belge ve yazışmalarda gerçeği yansıtmayan beyanlarda bulunması ile sportmenliğe aykırı davranışlarda bulunan, gerçeği yansıtmayan sahte evrak ile federasyonumuzu ve kamuoyunu yanıltarak basketbol sporuna, kupa ve lig organizasyonlarına zarar veren Galatasaray Cafe Crown takımının, bu dönem içerisinde oynadığı resmi lig maçları sayısı kadar olan toplam beş 5 puanın (Mevcut ve gelecekte kazanacağı puanlar dikkate alınarak) silinmesine karar verilmiştir.''

Bu kararlarla Galatasaray Cafe Crown ekibi ligde, son oynadığı Efes Pilsen maçındaki yenilgisi nedeniyle aldığı 1 puanın da eklenmesiyle -4 puana geriledi ve Teknosa Türkiye Kupası'ndan ise elenmiş oldu.

-SORUMLULARA ÖNEMLİ CEZALAR-


Galatasaray Cafe Crown takımında yaşanan skandal nedeniyle, yönetici, idareci ve sporcular önemli cezalara çarptırılırken, özellikle antrenör Okan Çevik, yardımcı antrenör Cengiz Karadağ, menajer Mert Uyguç ve oyuncu Cemal Nalga, birinci derecede sorumlular olarak gösterildi.

Yaşanan olayın ardından Galatasaray Yönetim Kurulu'ndan istifa eden Yiğit Şardan, şube sorumlusu olarak görevini icra ederken, (Böyle bir olayı sonradan öğrendiği kabul edilse dahi) birinci dereceden sorumluluğunun ve görevini layıkıyla yerine getirmemesi sebebiyle talimatlara aykırı durum meydana geldiğinden, kendisine 6 ay hak mahrumiyeti ve 10 bin TL para cezasının verildiği belirtildi.

Galatasaray Cafe Crown Genel Menajeri Ali Türsan'ın, üstüne düşen sorumluluğu (Böyle bir olayı sonradan öğrense dahi) layıkıyla yerine getirmeyerek, talimatlara aykırı duruma yol açması nedeniyle, 6 ay hak mahrumiyeti ve 5 bin TL para cezasına çaptırıldığı vurgulandı.

Meydana gelen olayda Galatasaray Cafe Crown Menajeri Mert Uyguç'un, taşıdığı sorumluluk çerçevesinde takımda idari olarak birince derece sorumlu olmasına rağmen, söz konusu sahtecilik olayına doğrudan katıldığı ve sonrasında federasyona verdiği kulüp antetli yazısında da, talimatlara aykırı, federasyonu aldatan tutumuna devam ederek TBF'ye sporcu Cemal Nalga'nın oynamadığı yönünde ıslak imzalı dilekçe vererek hukuka aykırı fiile devam ettiği anlaşıldığından, kendisine 2 yıl hak mahrumiyeti ve 10 bin TL para cezası verildiği kaydedildi.

Gerekçeli kararda, takım antrenörü Okan Çevik için ağır ifadeler kullanılırken, görevini kötüye kullanarak, sporcu ve yöneticiler üzerinde baskı kurarak, sahtecilik ve federasyonu kandırmak suçunu bilerek kasten işlediği tahkikat sonucu ile imzaladığı müsabaka tutanaklarında açıkça belirlendiğinden, kendisinin 3 yıl hak mahrumiyeti ve 10 bin TL para cezasına çaptırıldığı aktarıldı.

Takım yardımcı antrenörü Cengiz Karadağ, ''Olayı birinci dereceden organize eden'' kişi olarak gösterilirken, üstü durumundaki başantrenörün baskısı altında olmakla birlikte, bilerek sahtecilik ve federasyonu kandırmak suçuna katıldığı kanaatiyle, kendisinin 1 yıl hak mahrumiyeti ve 5 bin TL para cezasına çaptırıldığına değinildi.

Takım teknik danışmanı Koray Mincinozlu'nun olaydaki rolü itibariyle, birinci derecede sorumluluk taşımamakla birlikte, kulüpteki teknik danışman konumu ve tecrübesi ile olaya zımnen muvafakat ederek iştirak etmesi neticesi ile kendisine, 2 yıl hak mahrumiyeti ve 5 bin TL para cezası uygulandığı dile getirildi.

Yaşanan skandalın baş aktörü olan Cemal Nalga'ya, profesyonel bir sporcu olarak ve bilerek cezalı olduğu dönemde diğer bir takım arkadaşının forması ile ismi altında müsabakaya iştirak ederek sportmenliğe aykırı, sahtecilik ve federasyonu kandırmak suçunu işlediği anlaşılmakla birlikte, genç sporcunun antrenörün baskısı altında bu suçu işlediği de gözetilerek, kendisine 2 yıl hak mahrumiyeti ve 10 bin TL para cezası verildiği vurgulanırken, ayrıca suçun bir bütünlük ve devamlılık içerisinde işlendiği dikkate alınarak disiplin yönergesinin içtima hükümlerinin uygulanmasına yer olmadığına karar verildiği belirtildi.

Diğer yandan, takım arkadaşı Cemal Nalga'nın, kendi formasıyla usulsüz bir şekilde bazı maçlarda forma giydiği Tufan Ersöz de ceza almaktan kurtulamadı. Oyuncunun sahtekarlık ve federasyonu kandırma suçuna bilgisi dahilinde iştirak ettiği, diğer taraftan antrenörün ve kulüp yetkililerinin baskısı altında olduğu da dikkate alınarak, Tufan Ersöz'e 1 yıl hak mahrumiyeti ve 5 bin TL para cezası verildiği, ancak sporcunun olaya müdahale yetkisinin sınırlı olması dikkate alınarak, süre açısından, cezanın 2/3 oranında indirilerek 4 ay hak mahrumiyetine düşürüldüğü aktarıldı.

(AA)

haber7

10 KASIM Soğuk sınıf, domuz gribini tetikliyor

Soğuk sınıf, domuz gribini tetikliyor

Eğitim-İş Sendikası Genel Başkanı Yüksel Adıbelli, pek çok okulda ısınma sorunu olduğunu, havaların soğuyacağı bugünlerde soğuk sınıfların vücut direncini azaltarak, domuz gribini tetikleyeceği uyarısında bulundu.

Soğuk sınıf, domuz gribini tetikliyor

src="http://www.haber7.com/load-banner.php?id=16" framespacing="0" scrolling="no" frameborder="no" height="200" width="200">>

Adıbelli, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Dünya Sağlık Örgütü'nce dün yapılan açıklamada, Türkiye'nin de içinde bulunduğu bölgede, gelecek dönemde domuz gribi salgınının artacağı, özellikle çocuklar ve risk grubunun hızla aşılanması konusunda uyarı yapıldığını anımsattı.

Soğukların domuz gribi salgınını ve buna bağlı ölümleri artırıcı etki yapacağının, zaten bilinen bir durum olduğunu belirten Adıbelli, ''Eğitimciler olarak, bu konuda Türkiye'de şu ana kadar yeterli önlemin alındığını söylemek büyük bir hata olur'' dedi.

''Pek çok okulda ısınma sorunu var. Havaların soğuyacağı bugünlerde soğuk sınıflar vücut direncini azaltarak, domuz gribini tetikleyebilir, önlem alınsın'' diyen Adıbelli, şunları kaydetti:

''Tüm bilim adamları, soğuğa maruz kalmanın vücut direncini azaltacağını belirtiyor, bu bilimsel bir gerçek. Bazı okulların kaloriferleri arızalı, bazılarının yakıt temininde sorunlar yaşanıyor, bu gibi sorunlar çok fazla. Önümüzdeki günlerde kış soğukları iyice kendini gösterecek. Çocukların sınıfta soğuğa maruz kalmasının, soğuk algınlığıyla birlikte gribal enfeksiyonları tetiklemesinden korkuyoruz. Bu konuda Milli Eğitim Bakanlığı, tüm okullardan ısınma sorunu yaşanıp yaşanmadığı ya da yaşanıp yaşanmayacağı bilgisini tek tek almalıdır.''

Adıbelli, ayrıca, tüm uyarılara rağmen, okullarda gerek temizlik görevlilerinin sayısının azlığı gerekse bilinç eksikliği nedeniyle hijyen konusunda gerekli duyarlılığın gösterilemediğini savunarak, ''Okullarımızın çoğunda sıvı sabun ve peçete yok. Duyarlı bazı velilerimiz sayesinde bazı okullarda hijyen sorunu yaşanmıyor ancak okullarımızın çoğu hijyen konusunda sınıfta kalıyor'' diye konuştu.

AA

haber7

10 KASIM İzmir, bir kültür sanat merkezine daha kavuştu

İzmir, bir kültür sanat merkezine daha kavuştu


İzmir, yeni bir kültür sanat merkezine daha kavuştu.


Alsancak Limanı karşısında hizmete giren Kedi Kültür Sanat Merkezi, Konak Belediye Başkanı Hakan Tartan tarafından hizmete açıldı. Kültür merkezinde fotoğraf ve resim sergilerinin düzenleneceği bir galeriyle Metis Yayınları'nın satıldığı kitaplık yer alıyor. Kedi Kültür Sanat Merkezi'nin kurucuları Cengiz Can ve eşi Güniz Gürsoy Can, İzmir'in kültür ve sanatta daha iyi noktalara gelmesini hedeflediklerini söyledi. Merkezin açılış kurdelesini kesen Başkan Tartan, mimar Levent Gedizlioğlu'nun çeşitli şehirlerdeki geleneksel evlerin fotoğraflarının yer aldığı 'Anadolu Evleri' sergisini gezdi.

Yeni Asır

10 KASIM Dokuz Eylül'de mezuniyet ve ödül töreni

Dokuz Eylül'de mezuniyet ve ödül töreni


Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Sağlık Bilimleri Enstitüsü'nün 2008-2009 eğitim öğretim yılı mezuniyet ve ödül töreni yapıldı.


ERKAN DOĞAN (HABER MERKEZİ)

Enstitüden 56 yüksek lisans, 18 doktora olmak üzere toplam 74 öğrencinin mezun olduğu belirtildi. DEÜ Rektörü Prof. Dr. Mehmet Füzün, üniversitelerin artık bilgiyi üretmek ve bu bilgiyi ticaretleştirmesi gerektiğini, bunu başaramayan üniversitelerin ayakta kalamayacaklarını söyledi.

HEP İLERİ
Dokuz Eylül Üniversitesi'nin 1982 yılında beri hep ileri gördüğünü hatırlatan Dr. Füzün, "2006 yılın Sağlık Kampusu'nde ARGE Merkezi'nin inşaatına başlandı. Tamamlandığında dünya çapında bir merkez olacak. Ancak devlet yatırımlarına hız kesti. Bu yüzden biz de sıkıntı yaşıyoruz. Merkez için 2009 bütçesine 11.5 milyon TL kondu ama hala tamamını alamadık" dedi. Doktora dalında Ayşe Özden birinci, Halil Ateş ikinci, Bilgül Balcı ise üçüncü olurken, yüksek lisans programında Çağdaş Güdücü birinci, Didem Keles ikinci, Nilay Yürekdelen ise üçüncü oldu.

Yeni Asır

10 KASIM Domuz Gribi Salgını hızlanacak uyarısı

Salgın hızlanacak uyarısı

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve Avrupa'da domuz gribi salgınını yakından takip eden kurumların yetkilileri, Türkiye'nin de içinde bulunduğu bölgede salgının daha da hızlanacağı uyarısını dile getirdi,



özellikle çocuklar, gençler ve diğer risk grubundakilerin aşılanmalarının önemine işaret etti. Sağlık Bakanlığı yetkilileri ile Türkiye'de domuz gribi salgınına karşı yürütülen çalışmalar konusunda istişarelerde bulunan DSÖ ve Avrupa Hastalık Koruma ve Kontrol Merkezi (European Centre for Disease Prevention and Control)(ECDC) yetkilileri,soruları yanıtladı. DSÖ Avrupa Bölgesi Danışmanı ve Nottingham Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Jonathan Nguyen Van Tam, 1918'deki İspanyol gribi salgını ile karşılaştırıldığında daha hafif seyreden bu salgının, mevsimsel gripten farklı olarak daha çok genç erişkinlerle küçük çocukların ölümüne yol açtığını söyledi.

İngiltere'de bu hastalıktan hastaneye daha çok çocuklar, gençler ve genç erişkinlerin yattığını anlatan Van Tam, bu hastaların yüzde 13'ünün de yoğun bakım veya solunum cihazı desteğine ihtiyaç duyduğunu belirtti. Van Tam, ''Bütün bu gerçekleri dikkate alarak konuşmak gerekirse bütün hükümetlerin yapabilecekleri tek şey aşı temin edip uygulayarak ölümlerin önünü almaktır. Dünya genelinde olası bütün riskleri çok dikkatle inceledik. Ciddi riskle yüz yüze olan sağlık çalışanları, kronik hastalığı bulunanlar, hamileler, genç yetişkinler ve çocuklar mutlaka aşılanmalı'' diye konuştu. ''Kimin hangi öncelik sırasına göre aşılanacağı konusunda Türkiye'nin şu ana kadar her adımı doğru attığını'' vurgulayan Van Tam, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Türkiye aşı konusunda Avrupa bölgesinde çok ciddi saygınlığa sahip firmaların aşılarını aldı.

Bunların tabi tutulduğu test düzeyleri, İngiltere dahil diğer Avrupa ülkelerinin aldığı aşılar ile aynı. Türkiye'nin aşı aldığı firmalardan biri, aynı zamanda İngiltere'nin de en fazla miktarda aşı temin ettiği firmalardan birisi. Salgın şu anda Türkiye'de tam hızlanma aşamasında. Henüz daha en kötü durumla karşılaşılmadı. Vaka, hastaneye yatış ve ölümlerde artış bekliyoruz.'' Aşıyla ilgili Türkiye'de olduğu gibi diğer ülkelerde de bazı spekülasyonlar yapıldığını kaydeden Van Tam, şu uyarıları dile getirdi: ''Ama şunu hiç unutmamak gerekir ki aşı bir tedavi değil, önleme aracıdır. Hastalık her yanı sarana kadar bekleme kararında olanlar varsa çok gecikeceklerini bilmeleri lazım. Harekete geçme zamanı tam şu andır. Türkiye'nin hali hazırda bulunduğu durumda, hazırlık seviyesinde bulunabilmek, elindeki aşı imkanlarına sahip olabilmek ve bütün nüfusu aşılayabilmek için sahip oldukları pek çok şeyi feda edecek çok ülke. Türkiye'ye bu konuda gıptayla bakıldığını bilmek lazım.''

''YOĞUN BAKIM ÜNİTESİNE YATIRILMASI RİSKİNİ KABUL EDER MİSİNİZ?''

Türkiye'de yakında okullarda başlayacak aşılama konusunda ailelere tavsiyelerde bulunan Van Tam, İngiltere'de domuz gribinden hastaneye yatırılanların büyük çoğunluğunu çocukların oluşturduğunu yineleyerek, şunları dile getirdi: ''Ailelere şu soruyu yöneltmek isterim: Çocuğunuzun pandemik grip nedeniyle hastaneye ve sonrasında da yoğun bakım ünitesine yatırılması riskini kabul etmek ister misiniz? Eğer bu riski göze almak istemiyorsanız lütfen çocuğunuzu aşılatın. Sizin çocuğunuz bu gribe karşı aşılanan ilk çocuk olmayacak. Dünyanın her yerinde milyonlarca çocuk bu pandemik gribe karşı aynı aşıyla aşılanmış durumda. İngiltere'de pandemi başladığında ilk salgınlar okullarda patlak verdi. Çünkü çocuklar gribi etkili şekilde çevrelerine yayarlar.'' Van Tam, ailelerin aşının içerdiği adjuvan konusunda endişeye kapılmamaları gerektiğini belirterek, bu aşıların güvenilirliği konusunda hiçbir şüpheye düşülmemesini istedi. Domuz gribi aşısının deneme grubunda olduğunu, dolayısıyla kendisine ''adjuvanlı mı adjuvansız mı'' aşı yapıldığını bilmediğini anlatan Van Tam, ''Her iki aşının güvenilirliği konusunda şüphem olmadığı için bu önem taşımıyor'' dedi.

''AVRUPA'DA ÖLÜ SAYISININ ARTMASI BEKLENİYOR''

Avrupa'da domuz gribi salgını ile ilgili çalışma yürüten en önemli kuruluşlardan biri olan Avrupa Hastalık Koruma ve Kontrol Merkezi (European Centre for Disease Prevention and Control)(ECDC) Grip Koordinatörü, çocuk hastalıkları ve halk sağlığı uzmanı Prof. Dr. Angus Nicoll de ebeveynlerin hem kendilerinin hem de çocuklarının aşılanmasına çok büyük önem vermeleri gerektiğini belirtti. ''Bu hastalıktan Avrupa'da kaç ölüm beklendiği ve aşılamanın bunu ne kadar önleyeceği?'' sorusu üzerine Nicoll, ''Avrupa genelinde ölü sayısının artmasının beklendiğini'' bildirdi. Aday ülkelerle birlikte AB ülkelerinde bin dolayında kişinin bugüne kadar bu hastalıktan öldüğünü kaydeden Nicoll, ölümlerin devam edeceğini ancak beklenen toplam ölü sayısı hakkında bir öngörüde bulunmalarının mümkün olmadığını söyledi.

Nicoll, domuz gribi aşısının etkinliğinin çok iyi olduğunu, aşılamanın ölüm oranını azaltacağını bildirdi. Aşılamanın devam ettiği Avrupa genelinde Türkiye'deki aşının aynısıyla bağışıklanmış milyonlarca insan bulunduğunu kaydeden Nicoll, yaşadığı İsveç'te 55 bini çocuk olmak üzere 2 milyonun üzerinde insana domuz gribi aşısı yapıldığını söyledi. Nicoll, aşılama sırasında ortaya çıkan ağrı, şişlik gibi yan etkilerin laboratuvar aşamasında görülen yan etkilerle aynı olduğunu bildirdi. ''Aşı sonrası ölüm'' iddialarını da değerlendiren Nicoll, bunların çok yakından incelendiğini, şu ana kadar aşıyla ölümler arkasında hiçbir ilişki kurulamadığını, tamamen rastlantısal olduğunu söyledi. İrlanda, Almanya, Norveç, Danimarka, İsveç gibi tüm Avrupa ülkelerini yakından izlediklerini vurgulayan Nicoll, kamuoyunun bu konuda bir çok bilgiyle karşılaştığını ancak bu bilgilerin yetkili kurumların internet sitelerinden takip edilmesinin önem taşıdığını kaydetti. Salgının dünyadaki gelişimiyle ilgili DSÖ ile hazırladıkları son raporla ilgili de bilgi veren Nicoll, ''Şu an itibarıyla pandemi eğilimi batıdan doğuya, kuzeyden güneye kaymakta. Güneydoğu Avrupa'da pandemi dalgası kendisini göstermeye başladı ki Türkiye ve çevre ülkeler de dahil.

Batıda pik noktasına ulaşıldı'' şeklinde konuştu. Türkiye'de de salgının artış gösterme eğiliminde olacağını bildiren Nicoll, ''Türkiye'nin çok ciddi bir avantaja sahip olduğunun altını çizmek lazım ki bu da aşıdır'' dedi. Nicoll, sağlık çalışanlarına, ''Lütfen kendinizi aşılatınız. Böylelikle hem kendinizi hem hastalarınızı koruyun. Aşı çok güvenli bir üründür. Bunu kullanınız ve avantajından mahrum kalmayınız'' çağrısında bulundu. Aşıdaki adjuvan maddesiyle ilgili tartışmaları da değerlendiren Nicoll, hekimlerin dünyadaki otoritelerin web sayfalarını izleyerek aşının çocuklar üzerinde ne kadar etkili olduğunu takip etmelerini istedi. Bu konudaki her adımın titizlikle izlendiğini bildiren Nicoll, bir çok ülkede aşılamanın daha önce başlaması nedeniyle Türkiye'nin bunların sonuçlarını takip edebileceğini söyledi.

Ailelere de seslenen Nicoll, ''Çocuklarını koruma konusunda çok titiz davranan Türk aileleri, lütfen çocuklarınızı aşılatın ve korunmalarına katkıda bulunun. Zira bu aşının diğer yaptırdığınız aşılardan hiçbir farkı yok. Adjuvanlı ve adjuvansız aşılar arasında fark olduğuna dair kanıt yok. Tam aksine adjuvanlı aşıların avantajı var. Virüs değişiklik geçirirse bu aşılar daha geniş yelpazede koruma sağlar. Benim çocuklarım da adjuvanlı aşıyla aşılanacak. Türkiye'nin sahip olduğu aşılar diğer ülkelerdeki adjuvanlı aşılarla aynıdır'' ifadesini kullandı. Yüksek ateşi bulunan bir çocuğa bu belirti ortadan kalkıncaya kadar aşı yapılmaması gerektiğini belirten Nicoll, ancak sadece burun akıntısı gibi belirtiler olması halinde aşının yapılabileceğini söyledi. Van Tam da laboratuvarda A(H1N1) tanısı konmadığı sürece grip geçirenlerin tümünün aşılanması gerektiğini, domuz gribi geçirenlerin bile aşılanmasında sakınca olmadığını, hatta bunun antikor seviyesini yükselteceğini söyledi.

''DSÖ AŞIYI DESTEKLİYOR''

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Merkezi Küresel Grip Programı Pandemi Hazırlık, Eğitim ve Bilgilendirme Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hande Harmancı da pandemik grip aşısının, 60 yıldır yapılagelen mevsimsel grip aşısından farklı olmadığını, örgütün bu aşının arkasında olduğunu ve uygulamaları desteklediğini bildirdi. Şimdiye kadar dünya genelinde 65 milyon kişinin aşılandığını vurgulayan Harmancı, aşı yerinde şişlik, kızarıklık ve ağrı gibi beklenen yan etkilerin dışında herhangi bir beklenmeyen yan etkiye rastlanmadığını söyledi. Aşının eylül ayından itibaren ilk olarak Avustralya ve Çin'de uygulanmaya başlandığını anlatan Harmancı, Danimarka, Katar, İngiltere, ABD, Fransa, İsveç gibi pek çok ülkede de aşılama yapıldığını söyledi.

''Aşı sonrası ölüm iddiaları konusunda DSÖ'nün ne gibi çalışmalar yaptığı'' sorusu üzerine Harmancı, şöyle konuştu: ''Her aşıda olduğu gibi bu aşı da piyasaya sürülüp insanlar üzerinde uygulanmaya başlandıktan sonra ulusal sağlık otoriteleri izlemler yapıyor. Aşıya bağlanan olaylar, ölümler ortaya çıkabiliyor. Fakat şöyle yaklaşmak lazım, 'Bu olay oldu ve arkasından öldü' demek için, iki olay arasındaki bağlantıyı araştırmak ve net bir şekilde ortaya koymak gerekir. Bu tip olaylar oluyorsa ölümün bu olaya bağlı olup olmadığının araştırılması lazım. Bütün ülkelerde de bu yapılıyor.'' ''Hastalığın dünyada da Türkiye'de olduğu gibi gençleri mi etkilediği?'' sorusuna karşılık Harmancı, bu gribin her yıl görülen mevsimsel gripten farklı olduğuna işaret etti. Domuz gribinin daha çok genç grupta ortaya çıktığını anlatan Harmancı, ''Küçük çocuklarda çok büyük oranlarda hastaneye yatış görüyoruz. Bu, mevsimsel gripte görmeye alışık olduğumuz bir durum değil. Hamileler de çok büyük risk altında. Özellikle hamileliğin sonlarında hastalık ortaya çıkarsa ölüm riski normal nüfusa göre 4-5 kat daha fazla oluyor.

Dolayısıyla bu hastalığa normal grip diye bakmamak lazım'' diye konuştu. ''Belirli ürünler alınarak veya bir beslenme yöntemi benimsenerek bu hastalıktan korunmanın mümkün olup olmadığı?'' sorusu üzerine Harmancı, sağlıklı beslenme ve yaşam tarzı benimsenmesinin bütün hastalıklar için tevsiye edilebileceğini fakat ''şu çayı içerseniz veya şunu yerseniz domuz gribi olmazsınız'' diye bilimsel açıdan kanıtlanan bir şey olmadığını söyledi. Harmancı, ''DSÖ'nün tavsiyeleri arasında böyle bir şeyi bulamazsınız. Bağışıklık sistemi açısından beslenme, uyku ve stres düzeyine dikkat etmek bütün hastalıklar için önemli. Fakat şu andaki pandemik grip için aşının dışında, 'şunu yaparsanız hasta olmazsınız' gibi bir korunma sağlayabilecek herhangi bir madde bilimsel olarak kanıtlanmış değil'' dedi. El yıkama, maske gibi bireysel korunma yöntemlerinin de hastalığın bulaşmasını önleyebileceğini kaydederek, ''Bunlar da aşı da çok önemli. Niye hepsini kullanmayalım? Elimizde var olan önlem paketinin hepsini kullanalım, ölümler olmasın'' diye konuştu. ''Salgında bundan sonra neler beklendiği'' sorusuna karşılık, havaların soğumasıyla Türkiye'de olduğu gibi beklenenden çok önce hastalık aktivitesinin arttığını belirten Harmancı, bu artışın bir süre daha devam edeceğini ama ne kadar daha devam edeceğinin öngörülemediğini söyledi.

Harmancı, virüste bir değişiklik olup olmadığının sürekli izlendiğini ifade ederek, ''Büyük bir salgının yaşandığı Ukrayna'da virüsün değişim gösterdiği'' iddialarıyla ilgili şöyle konuştu: ''DSÖ'nün dünya genelinde ülkelerde birlikte çalıştığı 100'den fazla ulusal grip laboratuvarı, 5 de referans laboratuvarı var. Ukrayna'dan alınan örnekler İngiltere'deki merkeze gönderildi ve buradan gelen sonuçlara göre virüste anlamlı bir değişiklik olmadığı gösterildi. DSÖ dünya sağlığı için çalışan bir örgüt. Herhangi bir bilgiyi saklamamız söz konusu olamaz. Elbette var olan bilgi paylaşılır.'' Harmancı, vatandaşların güvenilir kaynaklardan bilgi edinmelerini, DSÖ'nün, Avrupa'daki sağlık kurumlarının ve Sağlık Bakanlığının bilgilerine güvenilmesini istedi. Çin'de 11 milyon kişinin aşılandığını, aşıdan sonra 2 ölüm görüldüğünü, otopsiden sonra bu ölümlerin altta yatan hastalıklara bağlı olduğunun gösterildiğini vurgulayan Harmancı, bu aşıdan korkulmaması gerektiğini söyledi.

''TÜRKİYE ŞEFFAF DAVRANIYOR''

Dünya Sağlık Örgütü Türkiye Ofisi Başkanı Maria Cristina Profili de 2006'daki kuş gribi salgınından dolayı ciddi bir bilgi birikimine sahip Türkiye'nin domuz gribine karşı ciddi bir hazırlık evresi geçirdiğini anlattı. Profili, ''Türkiye'nin hazırlık seviyesi, uygulamalar çok iyi, durum kontrol altına alınmış durumda. Tam bir şeffaflık içinde hareket ediliyor'' dedi.

Yeni Asır

<<Önceki Sayfa |1/365|
TurkeyRank.Com - Pagerank Servisi
TurkeyRank.Com - TurkeyRank-Pagerank Servisi