Image Hosted by ImageShack.us
OKULLAR KAPANMASIN

Dünya Mevlana'yı okuyor...

Dünya Mevlana'yı okuyor... 

Dünyada en çok okunan klasik eserler arasında Mevlana Celaleddin Rumi hazretlerinin eserleri elbette ayrı bir yere sahip.

Dünya Mevlana'yı okuyor...

Gerek eserleri ve gerekse  fikirleri dünyanın bir çok  ilmi mahfilinde  kullanılan,  çalışmaları akademik çalışmalara mevzu edilen Mevlana hazretlerinin eserleri,  tabiatıyla  öncelikle kendisinin neşet  ettiği ve yaşadığı  yerlerde daha fazla bilinmekte ve istifadeye medar olmakta . Ancak  onun eserlerinin  özellikle batıda ciddi bir talep  gördüğünü de gözlemlemekteyiz.Başta İngilizce ve Almanca olmak üzere  bir çok batı diline eserleri tercüme edilmeye devam etmekte.

Dünyanın en büyük  sanal kitap satış sitesi Amazon’da   Mevlana hazretleri ile ilgili 500 den fazla  eserin   bulunması      ifade etmek istediğimizi  destekleyen bir durum olsa gerek.

Öte yandan ilginç bir durum daha var ki;  elbette  farklı sebepleri olduğunda  kuşku yok,  Hz Mevlana Arap dünyasında olması gerekenden çok az çok bilinmekte. Ayni durum   Rusça konuşan  coğrafyalar içinde söz konusu.

NİL YAYINLARI'NDAN MEVLANAYI TANITAN ARAPÇA ESER

Kaynak Kültür Yayınları bünyesindeki  Daral Nil yayınları  bu ihtiyacın giderilmesi adına bir  adım atarak,   Hz Mevlana ve  mevlevilik üzerindeki  çalışmaları ile   temayüz  etmiş    yazarlardan Prof. Dr.  Cihan Okuyucu’nun daha önce Türkçe ve İngilizce olarak neşredilen ‘’Mevlana , hayatı, eserleri ve fikirleri’’  isimli eserini    biraz daha  genişletilmiş  halde  Arapça olarak neşretti.  Eser hem Türkiye’de hem de Mısır’da   ayni anda basıldı ve okuyucuya arz edildi.

Ocak ayında  organize  gerçekleşecek 2010 Uluslararası Kahire kitap fuarında yapılacak  bir  tanıtımla , devamında da diğer Arap ülkelerindeki fuarlara iştirak eden yayınevinin  gayretleri ile   artık Hz  Mevlana ve fikirleri daha  iyi bilinmesi amaçlanıyor..

Haber7

Edebi zevk veren bir gerilim romanı

Edebi zevk veren bir gerilim romanı 

Sadece Vietnam'da birlikte çarpışmış dört kişiye malum bir sır, Koko. Üstünde 'Koko' yazan iskambil kâğıtlarının atıldığı tuhaf cinayetler, onlara eski yılları anımsatıyor, yalnız bu kez iskambiller orduya ait değil!

Edebi zevk veren bir gerilim romanı

Peter Straub'un kıymetli kahramanı Tim Underhill, okurlara Vietnam'dan günümüze uzanan sarsıcı gerilim romanı "Koko" ile merhaba demişti. Kitap şimdi Türkçede.

Her şey "Blue Rose" hikayesiyle başlamıştı. Hikâye yazmayı sevmeyen, başını sonunu önceden belirlemiş olduğu şeylere itibar etmeyen Peter Straub; bu hikâyenin düşüncesiyle sarsılmış, Stephen King'le birlikte yazdığı "Talisman / Tılsım"ın arkasından bir yıl ara verdiği halde, bu ilhamla kaleme sarılmış.

Onu aynı şekilde sarsarak harekete geçiren "The Juniper Tree" hikâyesinin fikri de "Blue Rose"un ardından gelen "Koko"yu yazarken aklına gelmiş zaten. "Blue Rose / Mavi Gül" üçlemesinin ilk kitabı "Koko"yu diğer ikisi: "Mystery" (1990) ve "Throat" (1993) izledi. Bu kitapların temelde, suç dünyası üzerine gerilimler olması, Straub'dan Ötedünya esrarları okumaya alışkın bazı okurları küstürdü. Ama sanırım üçlemesi sayesinde yeni bir okur kitlesi de edinmiştir.

Katilin imzası iskambilde

"Koko", esrarengiz kahramanının adını taşıyan bir kitap ve sadece dört kişiye malum bir sır. Artık farklı şeyler yapan bu dört kişi, Vietnam'da birlikte çarpışmış. Yıllar sonra ise, Güneydoğu Asya'da, Singapur ve Bangkok'tabirinin insanları öldürüp "Koko" yazan iskambil kâğıtlarıyla imzasını attığını duyuyorlar. Tuhaf cinayetler bunlar, tıpkı eskiden olduğu gibi, yalnız bu sefer iskambiller orduya ait değil.

Savaş tecrübelerinin doğrudan doğruya onları cinayetlere bağladığının farkına varıyorlar. Katilin kimliğini bildiklerine de inanıyorlar ve amaçları farklı olsa da, onu bulmaya çalışma kararı alıyorlar.

Önce Singapur, Taypey ve Bangkok'a gidiyorlar, sonra New York'a dönüyorlar. Başka cinayetler de işleniyor, ani yön değişimleri söz konusu oluyor ve araştırmaları karanlık bir bodrumda sona eriyor.

Peter Straub, bir karakterine adını verir vermez nasıl bir fiziği olduğu gözünün önüne gelse de, Timothy Underhill'de durumun böyle olmadığını söylüyor. Onu ancak, Michael Poole Tim'le karşılaşınca hayal edebilmiş. Uzun boylu, sıska, kurşuni saçlı, sakallı ve atkuyruklu bir adam. Daha sonra Straub'un pek çok kitabında yer alacak olan Underhil, korku/gerilim edebiyatlarının da en unutulmaz karakterlerinden biri.

Okuru arkasından sürüklüyor

Straub, onu görür görmez nasıl bir insan olduğunu anlamış, öyle diyor. Anahtarı eline vermiş ve kapıdan geçmesini söylemiş. Underhill o kapıdan geçerken bizi de arkasından sürüklüyor.

Daha Önce de bize Straub kitapları "Gölgeler Diyarı" (Shadovvland), "Cehennem Kulübü" (Hellfire Club), "Gece Odasında" (In the Night Room), "Hayalet Hikayesi" (Ghost Story), "Yitik Oğlan Yitik Kız"ı (Lost Boy, Lost Girl) sunan İthaki; son olarak Dost Körpe'nin usta işi çevirisiyle "Koko"yu çıkardı. Umarız "Mystery" ile "Throat" hemen arkasından gelir. Her ne kadar 3 kitap da ayrı ayrı okunabilirse de, üçünü arka arkaya okumanın daha zevkli olduğundan yana hiç kuşku yok.

King ile birlikte yazdığı iki kitap dışında burada pek az tanınan bu yazarı bize kazandırdıkları için İthaki'ye teşekkür ediyoruz. Ne de olsa Peter Straub, okuruna edebi bir zevk veren ender gerilim yazarlarından biridir.

Loş ışıkta ve bir fısıltıyla okurunu korkutmasını bilen yazar

Peter Straub'un en tanınmış kitapları "Ghost Story", "The Talisman" ve "Black House" olsa gerek. Son ikisini, kendisinden çok daha meşhur olan Stephen King ile birlikte yazmıştı. Ancak, her iki kitap da esas olarak Straub usulü korkudur ve onun damgasını taşır. Straub, loş ışıkta ve bir fısıltıyla okurunu korkutmasını bilen yazardır.

Bir yokuşun üstünde tehditkâr bir şekilde duran kara paltolu adamı o an hiçbir şey yapmadığı halde sizi titretir ve onu hiç unutamazsınız. Yazarın hayalet hikâyelerine tutkun kimi okurlar, "Koko"da kendilerini ihanete uğramış hissetmişti. Oysa bu kitap, onun gerilime de ne kadar hakim olduğunu kanıtlıyor. Ayrıca gerilimleri de, kötülüğün yoğunluğuyla insanı korkutabilir.

Kitapli ilgili teknik bilgileri ve internet üzerinden sipariş şartlarını bu linki kullanarak görebilirsiniz

haber7

Korku dünyasına yeni bir çağrı: Ölümcül Tür

Korku dünyasına yeni bir çağrı: Ölümcül Tür 

Stephen King, Bram Stoker ve Michael Crichton hayranı iseniz ve tüylerinizi diken diken edecek lezzetli bir korku hikâyesi arıyorsanız, kanınızı donduracak türden heyecan ve gerilim yüklü bir eser:

Korku dünyasına yeni bir çağrı: Ölümcül Tür

Vampir kitaplarını yeniden raflara taşıyan ve satış rekorları kıran Alacakaranlık serisinin 2. Filmi "Yeniay" kitap satış oranını gişeye yansıtıyor ve .bu kez de sinemada gişe rekorları kırıyor. Ö

te yandan kimileri artık gına geldi diye geryat etse de vampir saltanatı sayesinde edebiyatta korku ve gerilim türüne ilgi gün geçtikçe artıyor. Ve vampir kitaplarına her geçen gün bir yeni kitap ekleniyor.

Yakın bir zaman önce bu edebiyat türüne imza atan yeni bir yazar daha eklendi. Bu isim "Guillermo del Toro". G. del Toro'yu aslında sinema dünyasından tanıyoruz. Oscar ödüllü Pan'ın Labirenti filminin Yönetmeni, Senaristi, Yapımcı.  Hellboy filmlerininde yapmıcılığını yapan G.del Toro 2011'de gösterime girecek Hobbit filmininde yönetmen ve senaristliğini üstlenen ünlü bir isim.  Sinema dünyasında başarlı olan G.del Toro Senaristlik tecrübelerinde de yola çıkarak Edebiyat dünyasına Ölümcül Tür ile iddialı bir giriş yaptı.

İnsanlar ve vampirler arasındaki tüm insanlığı tehdit eden korkunç savaşı anlatan, destansı romanda bayarılı sanatçının hayal güçlerinin sınırlarının ne denli geniş olduğu gözler önüne seriliyor. Batıda okurların büyük rağbet gösterdiği eser, şimdi  ithaki yayınevi tarafından Türk okurların beğenisine sunuldu.

Kitabı yazımında Hammet Ödüllü Chuck Hogan eşlik etti. Türün meraklısı eleştirmenler yeni eseri muhteşem bir üçlemenin ilk kitabı olarak beğenirken, batıdaki satış rakamları da eleştirmenleri haklı çıkartıyor. .

İthaki Yayınları tarafından çıkartılan ve dilimize Niran Elçi tarafından çevrilen kitabın genel teması vampirler.

Öyküsü vampirlerin örgütlenip. dünyayı istila etmesi gibi basit bir konu üzeirine kurulmuş olsa da hikayenin usta kalem ve seniaristlerin elinde şekillenmiş olması daha ilk sayfalardan itibaren kendisini hissettiriyor:

Bir Boeing 777, JFK Havaalanı’na iner ve pistte ilerlerken birdenbire durur. Bütün gölgelikleri kapanmıştır. Bütün ışıkları sönmüştür. Bütün iletişim kanalları sessizliğe gömülmüştür. Havaalanındaki yer mürettebatı hiçbir cevap alamamaktadır. Bunun üzerine Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi’ne acil durum uyarısı gönderilir. Biyolojik tehditleri inceleyen acil müdahale ekibinin başı Dr. Eph Goodweather bu çağrıyı alır ve uçağın içine girer. Ama orada, insanın kanını donduracak türden şeylerle karşılaşır.

İspanyol Harlemi’ndeki bir rehinci dükkanında, eski bir profesör olan ve Nazi Soykırımı’ndan kurtulan Abraham Setrakian bir şeyler olduğunu bilmektedir. Zamanın geldiğinin, savaşın başlamak üzere olduğunun farkındadır...

New York’u pençesine alan vampir virüsü sokaklara taşmaya başlayınca, çok büyük bir mücadele de başlar. Setrakian’ın ve bir avcı ekibinin yardımını da yanına alan Eph, çok geç olmadan, bu bulaşıcı hastalığı yok etmenin ve �eşiyle oğlunun da bulunduğu� şehrini kurtarmanın bir yolunu bulmak zorundadır.

Bayramda Yeniay'ı izlemeye gitmeyi düşünen bir macera ve gerilim hayranı iseniz, bir kitapevine uğrayıp Ölüm Tür ile yeni bir heyecan dünyasına açılma yansınız olduğunu da hatırlatmış olalım isteriz.

(Haber 7)

Altan Öymen’in yeni kitabının; Öfkeli Yıllar.

Öfkeli Yıllar

Ülkemizde 1950’deki ilk iktidar değişikliğinden sonraki yıllar gerçekten bir “öfke dönemi”nin başlangıcıdır.

Öfkeli Yıllar

Altan Öymen’in yeni kitabının adı Öfkeli Yıllar. Siyasi partiler arasında tahammülsüzlük ve öfke eğilimleri o yıllarda hızla tırmanır. Öfke dış politika söylemlerinde de yer alır... Komünistlik şüphesi “vatan hainliği”nin kanıtı gibi görülür. Bu McCarthy dönemini yaşayan ABD’de de öyledir ama Türkiye’deki McCarthy’cilik bir ara ABD’dekini aratmayacak kadar şiddetlenir. Bir başka tartışma konusu “İrtica tehlikesi var mı yok mu?”dur. Bu soruya hükümet bazen “yoktur” diye cevap verir bazen “vardır” deyip bazı kişi ve kuruluşlar hakkında önlemler alır... Dönemin ülke içi olaylarının başlıkları arasında şunlar da var: “167 komünist” davası Malatya suikastı Atatürk’ü Koruma Kanunu

6-7 Eylül Olayları Halkevlerinin kapatılması CHP mallarının alınması Kırşehir’in cezalandırılması basını dize getirme girişimleri... Ama aynı zamanda Eisenhower’ın başkan seçilmesinden Stalin’in ölümüne Mısır ihtilalinden İran’daki Musaddık hareketine ABD’deki McCarthy’ciliğin gelişmesinden Marilyn Monroe’nun hikâyesine kadar dünyada ne olup bittiğini anlatan bölümler de var. Tabii o dönemde gazeteciliğini sürdüren Altan Öymen’in kendi gençlik yıllarını anlattığı bölümlerle birlikte...

Hürriyet

Cemal Kafadar'ın son Kitabı ''Kim var imiş biz burad

'Dört Osmanlı: Yeniçeri, Tüccar, Derviş ve Hatun 

Müslümanların, Yeniçerilerin “bozulma” devrinden önce askerlik dışında hiçbir işle uğraşmadığını, Osmanlı dünyasından kimsenin günce tutmadığını, kişisel tecrübelerini kaleme almadığını mı sanıyorsunuz?

'Dört Osmanlı: Yeniçeri, Tüccar, Derviş ve Hatun

Başak Oğuz'un kitap kritiği

''Kim var imiş biz burada yoğ iken”� Geçmişi merak eden, tarihî -hatta felsefi- duyarlılığı yüksek, belki insanoğlunun hayattaki çilesine atıfta bulunan, sözü “şu koca dünyadan kimler geçti”ye getiren bu “soru-dize” tarih profesörü Cemal Kafadar'ın son kitabının adı.

Aslında Karacaoğlan'ın bir dizesi. Kafadar'ın kitabı okurunu tam da adındaki soruya yöneltiyor. Üstelik merakla çevrilen sayfalarda soruya şık bir cevap da buluyorsunuz.... Yazar, okuyucuyla pazarlığını daha yolun başında yapıyor zaten: “Bu soru” diyor, “sizde bir merak uyandırmadıysa, hatta tarihçilerin bu tür sorularla uğraşmasını yadırgıyorsanız bu kitabı okumanızı tavsiye etmem.”

Kafadar, bizi tarih kitaplarında okumadığımız, hiç tanıştırılmadığımız, sıradan bir hayat süren dört kişiyle tanıştırıyor. Ama işte onlar, biz yokken burada olanlar; kalıpları ve alışılagelmiş tarih söylemini sorgulamaya yol açabilecek, hatta yıkabilecek kadar güçlü.

Kendi halinde dört kişi

Kitaptaki dört makale, on altıncı ve on yedinci yüzyıllar Osmanlı dünyasından mütevazı dört kişiyi anlatıyor: Babasından kalan arazi üzerindeki haklarını korumak için 1521'de Divan-ı Hümayun'a başvuran Mehmet adlı yeniçeri; 1660-64 yılları arasında İstanbul'da günlük tutan Seyyid Hasan adlı derviş; ticaret için gittiği Venedik'te 1575 yılında ölen Ayaşlı Hüseyin Çelebi ve rüyalarını kaleme alarak şeyhine mektupla gönderen, bu yolla irşat edilmeyi bekleyen Üsküplü Asiye Hatun. Cemal Kafadar, bu dört kişiyle ilgili belgelerin, ampirik malzemenin, arşivlerde ve yazma kütüphanelerinde bulunan kaynakların ışığında ilerleyerek pek çok soruya cevap veriyor.

Kitap dört bilimsel makaleden oluşuyor ama bunlar geniş kitlelerce okunabilecek dört deneme olarak da değerlendirilebilir. Kim Var İmiş Biz Burada Yoğ İken, aynı zamanda bir araya getirdiği makaleler, sunduğu kaynaklar, kitaplar, yazmalar, bilimsel dergiler, derinlikli dipnotlar ve zengin dizini ile araştırmacılar için eşsiz bir kaynak niteliğinde. Akıcı dili, zengin üslubu, farklı perspektifi ile de tarih meraklılarına keyifli bir okuma vaat ediyor.

Tarih kahramanlık mıdır? Tarih savaşlar, zaferler, yenilgiler midir? Yükselişlerden, gerilemelerden mi ibarettir? Yükselme topyekûn bir başarı mıdır? Gerileme aniden mi olur? Tarihte her şey birden mi değişir? Arada kalın, kalemle çekilmiş çizgiler mi vardır? Yıllardır “biz”e öğretilen “‘biz' kazandık ‘onlar' kaybetti”, “biz”e ne kazandırmıştır?

Günümüz Türkiye'sindeki birinci çoğul şahıs enflasyonuna çare bulmak için bu “bizlerin” atılması gerektiğini düşünüyor Kafadar. Okuyucuya, “aldık, verdik, biz sizi yendik” minvalli tarih anlayışının, ideolojik çarkların dişlilerinin, milli tarih dayatmacılığının dışında yollar olduğunu gösteriyor. “Biz”den “Ben”e, çoğuldan tekile, bireye bir yolculuk yapıyor ve bunu yaparken kullandığı kaynakların çeşitliliği, disiplinlerarası araçlar kitabı zenginleştiriyor.

Osmanlı deyince genel eğilim, bu dünyanın içinde yaşayan bireyleri bir ümmetin parçası olarak görme yönünde olmuştur. Oysa en basitinden kolaycılıkla açıklanabilecek bu yaklaşımın yanlışlığı, Kafadar'ın dört makalesindeki dört kahramana bakınca anlaşılıyor. Günümüzün tarih anlatısında “modern öncesi” diye üzerinden hızla geçilen geleneksel toplumun dört ferdinin ne derece sofistike olabileceğini kavrıyor, Osmanlı şehirlisi karşısında şaşırıyoruz. Bunda elbette Kafadar'ın makalelerin her birinde ele aldığı konuya geniş bir bakış açısıyla yaklaşmasının payı var. Zira sadece makalenin kahramanının başından geçenleri ve ilgili kaynakları aktarmıyor, geniş bir çerçeveye ulaşıyor; o dönem Osmanlı toplum yapısına ilişkin kültürel, sosyal, ekonomik saptamalar yapıyor.

Bu noktada kitabın kahramanlarının öykülerine kısaca göz gezdirmek de yerinde olacaktır:

Mehmet�Yeniçeri: Yeniçeri Mehmet'in şikayeti var: Babasından kalan arazi üzerindeki haklarını istiyor, Kadı'nın gerekli araştırmaları yapıp hakkı olanı geri vermesini talep ediyor. Kafadar'ın toplumsal gerçeklik ile teorik literatürü karşılaştırdığı bu makalesinde Yeniçeri Mehmet'in başından geçenler, o dönemde yeniçerilerin toplumdaki konumu, ticaret hayatındaki yeri, ailevi bağları, mal mülk edinme hakları gibi pek çok konuda fikir veriyor.

Seyyid Hasan�Derviş: “Sohbet-nâme”sinde kendisinden “fâkir”, evinden ise “gamhâne” olarak bahseden Seyyid Hasan, Halvetî-Sümbülî tarikatının Kocamustafapaşa Merkez Dergâhı şeyhinin oğlu... Seyyid Hasan güncesine önemli bulduğu her şeyi not ediyor, gündelik hayatın ayrıntılarını yazarak ilerliyor. “Sohbetnâme”nin önemli tarafı tarikat hayatına ilişkin ipuçları sunması, ihvan topluluğuna, intisap etmeye, tarikat hiyerarşisine, devlet düzeni içinde tarikatların yerine, Osmanlı'da sufi kademelerinin bürokratlaştırılmasına dair fikir ve bilgi veriyor olması. Seyyid Hasan, okuyucuyu zaman zaman gülümsetse de aslında çok insani, çok dokunaklı konulardan bahsediyor. Karısının vebadan ölümünü anlatması gibi.

Ayaşlı Hüseyin Çelebi�Tüccar: 20 Mart 1575'te Venedik'te öldürülen Ayaşlı sof (yün) tüccarı Hüseyin Çelebi, kitaptaki “birey”lerden en bahtsız olanı galiba. Ne de olsa bir cinayete kurban gitmiş. Ama Kafadar'ın onun hakkında edindiği bilgi ve belgeler Osmanlı ticaret hayatı hakkında önemli ufuklar açıyor; Osmanlı'nın fethetmek dururken ticaretle uğraşmayacağı genel geçer yargısını yıkıyor. Ticaretin düşünüldüğü gibi hakir görülmediğini, Akdeniz ticaret ağı içinde Osmanlı Müslümanlarının önemli rol oynadığını ve tarihi farklı bir açıdan anlatmanın mümkün olduğunu gösteriyor.

Üsküplü Asiye Hatun: Kahramanlarımızın belki de en ilginci o. Kadın olması ve 17. yüzyıl Osmanlı dünyasında bir kadının elinden çıkmış mektupları, rüyaları okuma şansını bizlere sunması başlı başına bir tecrübe. Asiye Hatun yazdıklarıyla kadın mutasavvıflara ilişkin önemli bir belge sunuyor. Makale özellikle toplumsal cinsiyet kavramı, kadının toplumdaki yeri hakkında da fikir veriyor.

Eğer siz de yeniçerilerin “bozulma” devrinden önce askerlik dışında hiçbir işle uğraşmadığını, uluslararası ticarette Müslümanların rol oynamadığını, modern Batı değerlerini özümseyene kadar Osmanlı dünyasından kimsenin günce tutmadığını, kişisel tecrübelerini kaleme almadığını sanıyorsanız buyrun bu kitabı okuyun.

(Zaman)

haber7

Korsan kitaba çözüme karşı e-kitap

Korsan kitaba çözüme karşı e-kitap 

İnternette kültür ürünleri satıcısı idefix.com, e-kitabı Türk okuyucusuyla buluşturmak için oluşturduğu ''Türkiye'nin e-kitap Platformu'' projesini, 28. TÜYAP Kitap Fuarı'nda okuyuculara tanıttı.

Korsan kitaba çözüme karşı e-kitap

Konuya ilişkin yapılan yazılı açıklamaya göre, idefix.com'un, Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfının (TTGV) desteği ve Bahçeşehir Üniversitesinin iş birliğiyle gerçekleştirdiği proje kapsamında ilk e-kitabın 2010'un Ocak ayında okuyucuya sunulması hedefleniyor.

Yayınevleriyle birlikte ve telif sahiplerinin haklarını koruyacak şekilde hazırlanan e-kitap projesi ile baskı, stok ve dağıtım gibi maliyetler olmayacağından kitap fiyatları yarı yarıya ucuzlayacağı için korsana olan ilginin e-kitaba yöneleceği, bu sebeple sektörün korsana kayan hacmi tekrar sektöre ve telif sahiplerine geri kazandırılacağı belirtiliyor.

İdefix'in oluşturduğu e-kitap platformu, tüm e-ink (elektronik mürekkep) teknolojisine sahip cihazları, bilgisayar ve cep telefonu uygulamalarını destekleyecek bir altyapıya sahip olacak ve bu sayede okuyucular belirli cihazlar ile kısıtlanmayacak.

BASKISI OLMAYAN KİTAPLAR YENİDEN OKURLA BULUŞUYOR

İdefix'in 130 bin kitaplık veritabanında yer alan kitapların yüzde 40'ının baskısının tükendiği, satış frekansı düşük olduğu için yayınevlerince yeniden basılması karlı görülmeyen bu kitaplar, e-kitap platformu ile yeniden sektöre geri kazandırılacak. Okurlar ise bütün kitaplara uygun fiyatlarla, kolay ve hızlı bir şekilde ulaşabilir olacak.

Ortalama büyüklükteki her 200 adet kitap için 1 adet yetişkin çam ağacı kesiliyor. E-kitap projesinin başlamasıyla kitap için kesilen ağaçların sayısı azalacak.

E-kitap teknolojisi ise dünyada yaygınlaşıyor. Amazon'un mürekkep ekranlı cihazının satışlarına bakıldığında 2008'de 500 bin, 2009'da ise 1 milyon adet satıldığı görülüyor. Cihaz başına ise ayda ortalama 3 e-kitap satın alınıyor.

AA

haber7

Süleyman Çobanoğlu'ndan Hudayinabit şiirler kitabı çıktı.

Çobanoğlu'ndan Hudayinabit şiirler 

Dile kolay tam 14 yıl. Bundan tam 14 yıl önce ilk şiir kitabı yayınlanan Süleyman Çobanoğlu'nun ikinci şiir kitabı geçtiğimiz günlerde okurlarıyla buluştu.

Çobanoğlu'ndan Hudayinabit şiirler

Ondört yıl önce  Şiirler Çağla adlı şiir kitabı yayınlandıktan sonra dergilerde yayınlanan şiirleri haricinde bu sahada pek görünmeyen Süleyman Çobanoğlu'nun ikinci şiir kitabı Hudayiabit Profil yayınlarından neşredildi.

Kitapta Çobanoğlu'nun edebiyat dergilerinde yayınlanan şiirlerini dışında, çok sayıda hiç yayınlanmayan şiirler de yer alıyor.

Çabanoğlu'nun şiir kitabının adı 'kendiğinden gelişen' 'Allah vergisi' anlamlarına gelen Arapça ve Farca terkipten oluşmuş bir Türkçe kelime: Hudayinabit.

Hece vezni ile yazma alışkanlığından vazgeçmeyen şairin kitabında yer yer hüzünlü, yer yer meydan okuyan yer yer hicivsel mısralar dikkat çekiyor:

Söz gelimi, bir şiirinde "Akide domdom/öksüze ver dünyayı/başka dua bilmiyom" diyen şair, bir başka şiirinde "böyle hepinizi sevebilirim / omuzulu gümüşlü dilber Reyhan'ı / bir yanım çürümüş ya Allah kerim / bürümüş bir şaki gece her yanı" diyecek kadar farklı ruh hallerini tasvir edebiliyor.

Şairin kitaba adını veren şiiiri ise şöyle:

Cebimdeki çakmakta
Işığı gözlerinin
Benden başka etrafta
Güzelavrat, eyecen
Dağlar dağ gibi serin

Çamuruna kurbağa
Ahdine yılan olan
Uzak, başka bir şeyler
Senden alıp geldiğim
Bende bergüzar duran

Çok hafifim, çok şair
Türemedim -- yalarn yok
güzelavrat, eyecen
Cebimdeki çakmakta
Etrafta kimseler yok.

(Haber 7)

Kitapla ilgili teknik bilgiler ve internet üzerinden sipariş şartlarını görmek için bu linki kullanabilirsiniz

'Gönüllerin Cumhurbaşkanı' kitaplaşıyor

'Gönüllerin Cumhurbaşkanı' kitaplaşıyor 

Sosyalistlerden İslamcılara kadar tüm kesimlerin "Gönüllerin cumhurbaşkanı" dediği yazar Lütfü Oflaz'ın, kısa süre önce sevenlerince oluşturulan internet sitesi şimdi de kitaplaştırılıyor... Kitabın adı ise hazır:

'Gönüllerin Cumhurbaşkanı' kitaplaşıyor

Kısa bir süre önce sevenleri www.lutfuoflaz.com sitesini oluşturmuşlardı. Bu sitede siyasi görüşleri birbirlerinin tam zıddı olan aydınların, yazarların, sanatçıların, politikacıların, sivil toplum örgütlerinin temsilcilerinin Lütfü Oflaz hakkında yazıp söylediklerine de yer verilmişti.

Bu siteye girildiğinde, birbirlerinin can düşmanı olanların Lütfü Oflaz'a büyük saygı duydukları görülüyor. Siyasi görüşleri birbirlerinin tam zıddı olanların Lütfü Oflaz'dan övgüyle söz ettiği görülüyor. Birbirlerinin can düşmanı olanların, siyasi görüşleri birbirlerinin tam zıddı olanların Lütfü Oflaz'dan "Gönüllerin cumhurbaşkanı" olarak söz ettiği görülüyor. İşte şimdi sevenleri bu sitenin kitaplaştırılması için harekete geçti. Lütfü Oflaz'ın sevenlerince yapılan açıklamada, bu kitabın adının Gönüllerin Cumhurbaşkanı olacağı öğrenildi.

haber7

Jacques Chirac'ın kitabı Fransa'da büyük yankı uyandırdı

Chirac'ın kitabı büyük yankı uyandırdı 

Fransa'nın eski cumhurbaşkanlarından Jacques Chirac'ın kaleme aldığı kitap, daha satışa çıkmadan ülke genelinde büyük yankı uyandırdı. Kitapta Chirac'ın siyasi ve özel yaşamına ilişkin ayrıntılar yer alıyor.

Chirac'ın kitabı büyük yankı uyandırdı

Fransa'nın eski cumhurbaşkanlarından Jacques Chirac'ın anılarını kaleme aldığı kitap, daha satışa çıkmadan ülke genelinde büyük yankı uyandırdı.

Fransa'da perşembe günü satışa çıkacak olan ''Chaque pas doit être un but" (Her adım bir hedef olmalı) isimli kitabında Chirac, siyasi ve özel yaşamına ilişkin ayrıntılara yer veriyor.

İlk etapta 230 bin adet basılan, yaklaşık 500 sayfalık kitabın ilk cildinde Chirac'ın ilk cumhurbaşkanlığına seçildiği 1995 yılına kadar olan dönemdeki anıları yer alıyor. İkinci cildin ise 2010 yılında çıkması bekleniyor.

Chirac anılarında, bir dönem çok yakın çevresinde yer alan, maliye bakanı iken kendisi değil de dönemin Başbakanı Edouar Balladur'ü cumhurbaşkanlığı seçimlerinde destekleyen şu anki Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'ye eleştiriler yöneltiyor, Sarkozy için ''sinirli'', ''sabırsız'' gibi ifadeler kullanıyor.

Chirac, 1995 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, aynı partiden olmalarına rağmen, karşısında rakip olarak çıkan eski başbakanlardan Balladur'ü ise ''ihanetle'' suçluyor, Balladur'ün ''soğuk ve içten pazarlıklı'' olduğunu belirtiyor.

Özel hayatından bahsetmemesi ve ketumluğu ile tanınan Chirac, anılarında, 1974-1976 yılları arasında kendisi başbakan iken görevde olan eski cumhurbaşkanı Valery Giscard d'Estaing'i de eleştiriyor ve aristokrat olarak tanınan d'Esteing'e, ''kendisine hep tepeden baktığı'' gerekçesiyle tepkisini dile getiriyor.

Jacques Chirac, beklentilerin aksine ezeli rakibi eski cumhurbaşkanlarından Sosyalist François Mitterrand'ı ''akıllı taktisyen'' ve ''ince yargıları'' olduğu için övüyor.

Chirac, ayrıca kendisinin siyasete atılmasına ön ayak olan eski cumhurbaşkanlarından Georges Pompidou'dan da övgüyle bahsediyor.

Geçene hafta, Paris'te belediye başkanlığı yaptığı dönemde çalışmadığı halde bazı kişilere maaş ödendiği gerekçesiyle hakkında dava açılmasına karar verilen Cnirac, bu döneme ilişkin anılarına ise kitapta yer vermiyor.

AA

haber7

TÜYAP kitap fuarında 40 yazarın kaleminden İstanbul

40 yazarın kaleminden İstanbul 

Heyamola Yayınlarının İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı desteğiyle yürüttüğü "İstanbulum Projesi" bitirildi ve kitaplar TÜYAP kitap fuarında okurlara sonuldu.

40 yazarın kaleminden İstanbul

Foto GaleriHaberin galerisi için tıklayın

İstanbul’un herkesten önce edebiyatçı yazarlara yazdırılması için tasarlanan, yönetmenliğini Heyamola Yayınları`nın sahibi Ömer Asan'ın, Danışmanlığıını Eray Canberk'in ve editörlüklerini Gülsüm Cengiz ile Faruk Göncüoğlu'nun üstlendiği proje kapsamında hazırlanan 40 kitap fuarda okuyucu ile buluştu.

31 Ekim tarihinde Tüyap Kitaep Fuarı 2. salon 311. standda yapılan kokteyli ile tanıtılan kitap seti okurlardan büyük ilgi gördü.

Heyamola Yayınları`nın sahibi Ömer Asan, gerek esmi İstanbul'un gerekse günümüz istanbul'unun 40 semtten fazla yerleşim alanı içerdiğine dikkat çekerek, "Oysa İstanbul’un doğma büyüme şehirn setlerinde yaşamış yazarların gözüyle anlatılmasını amaçlayan diziyi “kırk” sayısıyla sınırlamayı uygun gördük. İnsanımızın “kırk” sayısıyla folklorumuzdan, inançlarımızdan, gündelik yaşamızdan kaynaklanan bir aşinalığı olduğu düşüncesi bu sınırlamada en büyük etken oldu" dedi.

Söze konusu dizide yer alan kitaplar ve yazarları şöyle. Kitap kapaklarını incelemek için fotogalerimizi ziyaret edebilirsiniz:

Yazar
Kitap
Abdullah Uçman
Fatih'te Geçen Kırk Yılın Hikâyesi
Adnan Özer
Benim Taşlıtarlam
Adnan Özyalçıner
Karagümrüklü Yıllar
Alim Kahraman
Atikvalide
Ari Çokona
Fener
Ataol Behramoğlu
Benim Prens Adalarım
Ayşe Sarısayın
Beşiktaş "Yollar ya da Anılar Boyunca"
Beşir Ayvazoğlu
Dersaadet'in Kalbi Beyazıt
Celal Özcan
Gözbebeğim Göztepe
Cüneyt Altunç
Suadiye, Suadiye
Enver Aysever
Bir Semti Kendince Yazmak - Ataköy
Eray Canberk
Fener'e Giden Yol: Feneryolu
Gönül Kıvılcım
Yaşayan Tanıklarla Karaköy
Gülsüm Cengiz
Boğazdaki Mutlu Çocuk Kuzguncuk
Gündüz Vassaf
Leventnâme
Haluk Dursun
Boğaziçi'nde Kırk Yılım
Hasan Öztoprak
Draman Hatırası
Haydar Ergülen
Azıcık Cihangir
Hıfzı Topuz
Nişantaşı Anıları
Hilmi Köksal Alişanoğlu
Çarşamba - Cibali
Hulki Aktunç
Bir Kadıköy'oğlu
Hüseyin Alemdar
Kalpzaman Yeşilçam
İzel Rozental
Moda Sevgilim
Mine Söğüt
Dolapdere - Kürt Kediler Çingene Kelebekler
Nail Güreli
Dünden Bugüne Babıâli
Nusret Karaca
Ben Haliç
Oğuz Karakartal
Ağabey Hisar: Anadoluhisarı
Orhan Okay
Balat
Ömer Erdem
Üsküdar
Öner Ciravoğlu
Fındıkzade - Bir Sur İçi Rüyası
Refet Özkan
Maltepe
Reyhan Çorak
Çengelköy
Saadet Özkal
Saklı Bahçeler - Bir Şişli Esintisi
Selçuk Erez
Ayamama'dan Zuhuratbaba'ya Bakırköy
Sema Kancan
Unutulmuş Bir Boğaziçi Yerleşimi - Beykoz
Sennur Sezer
Kasımpaşa
Süleyman Faruk Göncüoğlu
Kısa Metrajlı Film Tadında Eyüp
Talin Büyükkürkciyan
Feriköy anılarda� Şimdi
Melisa Gürpınar
Çamlıca'dan Yeldeğirmeni'ne Rüzgârın Peşinde
Doğan Hızlan
Cağaloğlu - Hayatın ve Mesleğin Birleştiği Yer

Haber7

<<Önceki Sayfa |1/10|
Social Bookmarking
TurkeyRank.Com - Pagerank Servisi
TurkeyRank.Com - TurkeyRank-Pagerank Servisi