Image Hosted by ImageShack.us
OKULLAR KAPANMASIN

Mehmet Akif Ersoy sahneye çıkıyor

Mehmet Akif Ersoy sahneye çıkıyor 

Fatih Belediyesi tarafından düzenlenen Mehmet Akif’i anma programı; “Safahat: Akif Dönüyor. Ya siz, nerdesiniz?” oyununun gala gösterimi ile başlıyor�

Mehmet Akif Ersoy sahneye çıkıyor

Safahat: Akif Dönüyor. Ya siz, nerdesiniz? isimli oyun, Ünlü şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un doğum günü olan 20 Aralık’ta Fatihliler için perdelerini açıyor. .

Uğur Uzunok’un yazdığı, Hilali Hasanov’un yönetmenliğini üstlenen tek perdelik oyunda Ahmet Yenilmez, Mehmet Akif’i canlandırıyor. 1936 yılında yine bir Aralık günü (26) vefat eden Mehmet Akif, bu oyunda, emaneti ne yaptığımızı sormaya geliyor. Mehmet Akif’in ünlü eseri Sefahat, kendi hayatından kesitlerle ilk defa canlanıyor; ete kemiğe bürünüyor.

Yer : Zübeyde Hanım Kültür Merkezi - Oğuzhan Cad. Oğuzhan İşhanı No: 19/1 Fındıkzade - Fatih


Oyun:  “Safahat: Akif Dönüyor. Ya siz, nerdesiniz?”

Yazan : Uğur Uzunok
Yöneten : Hilali Hasanov
Oynayan : Ahmet Yenilmez
Ses-Işık Tasarım : Mükremin Durkan
Plastik Makyaj : Ayşegül Aydınlık
Kostüm Tasarım : Seden Tuncer
Müzik : Neyzen Tevfik

 

Haber7

New York'ta Atatürk Sempozyumu

New York'ta Atatürk Sempozyumu 

New York'ta Birleşmiş Milletler (BM) genel merkezinde Atatürk Sempozyumu düzenlendi. Atatürk'ün manevi kızı Ülkü Adatepe

New York'ta Atatürk Sempozyumu

Türkiye'nin BM Daimi Temsilciliği himayesinde, İstanbul Üniversitesi Mezunları Derneği Amerika Şubesi (İÜMEZUSA) tarafından düzenlenen, ''Atatürk'ün Mirası: Bir Milletin Vicdanının Dönüşümü'' adlı sempozyuma, Atatürk üzerine araştırmalar yapan Prof. Dr. Arnold Reisman, Doçent Dr. George Gawrych, Prof. Dr. Justin McCarthy ve Prof. Dr. Vamık Volkan konuşmacı olarak katıldı.

Açılış konuşmalarını İÜMEZUSA Başkanı Mehveş Sönmez, Türkiye'nin BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Ertuğrul Apakan ve Türk Amerikan Dernekleri Federasyonu (TADF) Başkanı Kaya Boztepe'nin yaptığı sempozyumu, New York Devlet Üniversitesi (SUNY) öğretim üyelerinden Dr. Umut Uzer yönetti. Sempozyuma Atatürk'ün manevi kızı Ülkü Adatepe de katıldı.

Prof. Reisman konuşmasında Atatürk'ün sanata verdiği önemi anlattı. Osmanlı zamanında minyatür, hat gibi dallarla kısıtlı kalan sanatın Atatürk'ün geniş vizyonu ve değişik sanat dallarına verdiği önemle başta heykel olmak üzere hızla geliştiğini belirten Reisman, kamuya ait yerlerdeki heykel ve anıt sayısının hızla arttığını ve ilk Türk operası olan (Adnan Saygun tarafından bestelenen) ''Özsoy'un'' 1934 yılında Atatürk'ün isteğiyle ve desteğiyle hazırlandığını belirtti. Reisman, Atatürk'ün Almanya'dan o dönemde çok sayıda akademisyen sanatçıyı da Türkiye'ye öğrenci ve sanatçı yetiştirme amacıyla getirttiğini söyledi.

Tarihçi Prof. McCarthy de ''Mustafa Kemal Atatürk Olmasaydı Bugün Türk Kalmazdı'' başlıklı konuşmasında, Atatürk'ün Türkleri kurtaran bir dahi olduğunu ifade etti. 1820-1913 döneminde Türklerin Balkanlarda, Rusya'da yaşadıkları bölgelerden zorla göç ettirildiklerini ya da öldürüldüklerini anlatan McCarthy, Atatürk'ün dehasının tarihi bilenler tarafından çok iyi görüldüğünü vurguladı. McCarthy, "Atatürk olmasaydı Türk milletinin bugün belki de olamayacağını" söyledi.

Gawrych de Atatürk'ün ''dima ve vicdana'' verdiği önemi anlattığı konuşmasında, Atatürk'ün cumhuriyetin ilk dönemlerinde ''İlim ve İrfan Kongreleri'' düzenlediğini, Türkiye'nin modern medeniyetler seviyesine yükselmesi için yoğun çaba harcadığını belirtti.

Prof. Volkan da konuşmasında, Mustafa Kemal'in psikolojik açıdan büyük bir lidere nasıl dönüştüğünü, annesi Zübeyde Hanım ile ilişkilerini anlatan bir konuşma yaptı. Volkan, Atatürk'ün yaratıcılığının olağanüstü boyutlarda olduğunu da kaydetti.

Atatürk'ün manevi kızı Ülkü Adatepe de kürsüye konuşmak için davet edildiğinde öncelikle kendisini bu sempozyuma davet eden İÜMEZUSA derneğine ve Mustafa Kemal Atatürk Türk Amerikan Derneğine teşekkür etti. Adatepe, ''Atatürk'ün kızı olmaktan son derece gurur duyuyorum, bundan iftihar ediyorum'' deyince salondan büyük alkış yükseldi. Adatepe, manevi kızı olarak Atatürk ile geçirdiği beş yılı da okullarda öğrencilere anlattığını belirtti.

-MCCARTHY-

McCarthy daha sonra Türkevinde düzenlenen resepsiyonda gazetecilerin sorularını yanıtladı. Atatürk sempozyumumun BM'de ve özellikle de ABD'de düzenlenmesinin çok önemli olduğunu ifade eden McCarthy, ABD'de Atatürk'ü bilen ve iyi anlayan yeterli sayıda kişi bulunmadığını, ABD'de Atatürk'ü tanıtmak için bu tür toplantılara katkıda bulunmaktan memnun olduğunu söyledi.

McCarthy, ABD'de insanların modern Türkiye'yi de maalesef pek tanımadıklarını belirterek, Türklerin kendilerini, modern Türkiye'yi ve Atatürk'ü Amerikalılara daha çok anlatmaları gerektiğini kaydetti.

-1915 OLAYLARI-

1915 olaylarına yönelik Ermeni iddiaları konusundaki bir soru üzerine ise McCarthy, Türkiye'nin tarihçilerden oluşacak bir komisyon kurma ve arşivleri açma önerilerinin son derece iyi fikirler olduğunu vurguladı.

McCarthy, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Türklerin kaybedecek hiçbir şeyleri yok, çünkü soykırım yapmadılar ve insanlar bu konuyu daha çok araştırdıkça, ne olduğunu gördükçe bu Türkiye'nin daha çok yararına olacak. Umarım bu gerçekleşir. ABD'deki Ermeni grupların Türkiye'ye karşı oldukları ve Türkiye'ye karşı çok kötü şeyler söyledikleri doğru. Bu çok talihsiz bir durum, Ermenistan'daki Ermenilerin Türklerle araları daha iyi, Türkiye ile birlikte olmanın ekonomik avantaj getireceğini de biliyorlar.''

McCarthy, Türkiye'nin Azerbaycan'ı da unutmaması gerektiğini belirterek, bu ülkenin halen topraklarının işgal altında olduğunu hatırlattı. McCarthy bir soru üzerine, sadece ABD'de değil başka ülkelerde de Türklere karşı bir önyargı olduğunu, bunun Orta Çağa dek uzandığını ifade etti.

AA

Haber7 den alıntıdır.

Şanlıurfa'nın Suruç Ovası ünlü şairleri konuk ediyor

Suruç Ovası ünlü şairleri konuk ediyor 

Suruç Kaymakamlığının "Okuma Kampanyası" kapsamında düzenlemiş olduğu şiir şöleniyle Suruç Ovasında gül kokulu şiirler dile gelecek.

Suruç Ovası ünlü şairleri konuk ediyor

İlçede ilk defa ciddi anlamda düzenlenen şiir şöleninde asıl hedef okumayı yaygınlaştırmak ve okuma kampanyasına renk katmak olduğunu söyleyen yetkililer, şiirin ak sakallısı olan değerli şair Şeyh-ül Şuara Bahattin Karakoç gibi bir şiir devini ağırlamanın heyecanı içinde olduklarını ifade ettiler. M.Atilla Maraş, Saadet Ün ve Kadir Turan'ın katılacağı şiir şöleni, 20 Aralık 2009 Pazar günü yapılacak.

Aslen Suruç'lu olan Kadir Turan'ı ses ve tiyatro-sinema sanatçısı olarak da bilmekteyiz. Ayrıca; Yüreğim Tetiktedir, Kimliğime Dokunmayın ve yeni çıkacak olan Eylül Kelebekleri adlı kitapları ile de bilinmektedir. 1997 yılı 17 Mayıs günü Bahattin Karakoç için sözlü tebligatta bulunarak, üstadın "Şeyh-ül Şuara" ünvanıyla tanımlanmasını talep etmiş ve bu tebliğ kabul görmüştür.

Saadet Ün ise Şanlıurfa'nın yetiştirmiş olduğu ender kadın şairlerinden.  Şiirsevenler onu "Kadınlığım" adlı kitabından tanıyor.

Aney şiiriyle popüler olan şair M.Atilla Maraş da Şanlıurfalı olarak gecenin ağır konukları arasında yer alacak.

Yetkililer, okuma kampanyası kapsamında ayrıca düzenlenen kitap toplama kampanyasına da halkımızın ilgi göstermesinin beklendiğini belirkterek, kitapların doğrudan Suruç Kaymakamlığına gönderilmesi gerektiğini belirtti.

Haber7

Edebiyat Mevsimi Büyük Ödülleri

Edebiyat Mevsimi Büyük Ödülleri 

1. İstanbul Edebiyat Festivali’nde Edebiyat Mevsimi Büyük Ödülleri sahiplerini buldu. Şiir Büyük Ödülü Ahmet Oktay'a, Roman Büyük Ödülü Hasan Ali Toptaş'a, Deneme Büyük Ödülü Ahmet Turan Alkan'a, Hikâye Büyük Ödülü Mustafa Kutlu'ya verildi

 Edebiyat Mevsimi Büyük Ödülleri

Oktay'ın ödülünü Mehmet Doğan, Toptaş'ın ödülünü Ahmet Kot, Alkan'ın ödülünü Ali Ural takdim etti. Törene katılamayacağını, böyle yerlere katılamadığını bildiren Kutlu'nun ödülü ise İrfan Çalışan'a emanet edildi.

Edebiyat Mevsimi Büyük Ödülleriyle ilgili bir açıklama yapan Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şube Başkanı Ali Ural, Edebiyat Mevsimi’ni gerçekleştirmenin mutluluğunu yaşadıklarını ödül sahiplerini kutladığını söyledi.

A. Ali Ural, şöyle devam etti:  “Edebiyat Mevsimi, şehir hayatının koşuşturmasına hapsolmakla yüz yüze olan insanlara, kültürü, doğru şeklini bularak ulaştırmaya çalışıyor. Bu mekânda beş gündür süren etkinliklerin amaçlarından biri de bu. Bu amacı gerçekleştirmenin en etkili yollarından biriyse, hiç kuşkusuz, kültürümüzün bileşenleri için emek vermiş ve bu emeği ile sanat ve düşünce alanlarında özgün birer ad olmuş kişiliklere işaret eden ödüller vermektir. Onların varlığını işaret ederek göstermek, hem bir övünç hem bir naçizane takdir, hem de gelecek kuşağa alınması gereken yolu göstermektir.

Hepimizin bildiği gibi ülkemizde sanat, düşünce, edebiyat alanlarında verilen birçok ödül var. Edebiyat Mevsimi olarak, ilkini vereceğimiz bu ödülleri düşünürken, edebiyat adamlarımızın hemen hepsinin,  edebiyat hayatlarını bütünüyle gözden geçirme imkânı bulduk. Bu imkânı deneyimlerken gördük ki, çok canlı ve derinlik dolu bir edebiyat dünyasına sahibiz. Övünç duyulacak bir husustu bu. Şimdi bu övünç içinden dört ismi sizlerle paylaşmaya sıra geldi.
Şiir, roman, öykü ve deneme dallarında, bu dalların hem kendi yapılarına, hem de edebiyatımızdaki gelişim seyrine uygun ayrı ayrı kriterler eşliğinde değerlendirmeler yapıldı. Ancak asıl kriterimiz, ödül alacak kişiliğin alanında zirve olması ve bu başarısını hala sürdürmesiydi. Ödüller, böylelikle gerekçelendirilmiş oldu.” 

Ali Ural ödül alan edebiyatçılar için de şunları söyledi:

Ahmet Oktay

Kendisiyle yapılan bir söyleşide Ahmet Oktay, edebi yönelimlerini şu sözlerle niteliyor: “Ben, dünyayla derdi olan bir şairim. Kendime özgü sorularım, kaygılarım var. Yani yanıt vermekten çok, soran bir şairim. Bir noktayı daha vurgulayayım: Başkalarının derdini de dert edinmiş biriyim. Sorularım, başkalarının da sorularıdır. Benim söylemim, son kertede bir biz söylemidir. Heidegger’ci bir şair değilim ama, Heidegger’in "aletheia" (açığa çıkarma) kavramını önemseyen biriyim. Şiirin son kertede bir açığa çıkarma sorunu olduğunu düşünüyorum. Günümüzün bireysel sorunları, son kertede tarihsel ve toplumsal sorunlardır. Bu yüzden, Fredric Jameson’un “tarihselleştirin” sözünü de önemsiyorum. Şiirimde konuşan ben, her zaman için biz’dir. Öyle olması için çaba harcadım, harcıyorum.”

Edebiyat Mevsimi, Ahmet Oktay’ı burada dile getirdiği sanat, hayat anlayışını, son derece özgün bir şiire dönüştürdüğü için Şiir Ödülü’ne layık gördü. Ahmet Oktay, Mavi Hareketi içinden İkinci Yeni’nin şiirsel imkânlarını toplumsal alanlara taşımada bir irtifa oldu, bugüne dek. 1970’li yılların şiiri ideolojik düşünce içine hapseden anlayışlarına mesafeli durduğu gibi, şiirinde ‘ben’ derken, ‘biz’ demeyi de bilebildi. Yol Üstünde Semender ile yeryüzünün tüm coğrafyalarına yayılmış insan dramlarını bir daha yaşadı, bizlere de yaşattı. Toplumsal olduğu gibi bireysel hakikatleri de açığa çıkardı. Edebiyat Mevsimi için, kendisinin yazdıklarıyla bizi onurlandırmasını, naçizane bir takdirle karşılamak borcunu, burada ödemekten mutluluk duyuyoruz. Şiir Ödülümüzün ilki, değerli şair Ahmet Oktay’a� 

Hasan Ali Toptaş
“Edebiyat her türlü iktidarın uzağında, bir bakıma eşim, dostum ne der, arkadaşlarım ne düşünür, eleştirmenler nasıl bakar, editörler sever mi, yayıncılar olumlu yaklaşır mı, yasalara uygun mu, ahlâka aykırı mı  gibi kaygıların ötesinde bir yerde yapılan çok özel bir uğraştır ve yazar bu yüzden hep ayakta yazar.”
Evet, “yazar hep ayakta yazmalıdır...” Yazarlık duruşunun ne olduğu ya da olması gerektiğinin ilanı anlamına gelen bu sözler, Hasan Ali Toptaş’ın Harfler ve Notalar adlı deneme kitabından. 1990’ların başından bugüne edebî yolculuğunda şiirsel bir dille, Türkçe’nin imkânlarını sonuna kadar kullanan Hasan Ali Toptaş, öykü, roman ve denemeleriyle, okurunu aktif, dönüştürücü, sarsıcı, kurgusal ve bir o kadar da zevkli bir yolculuğuna davet etmiştir. Yazma eylemini “Hayatı kelime kelime çoğaltmak” olarak yorumlayan Toptaş, bu çoğaltma işinde, her metnini kentten taşraya dek uzanan dikkatli bir okura yazar. Sadece gözünü önemseyen popüler okura değil, yazma uğraşına eşlik eden okura yazar. Toptaş, böylece kendi yazarlığını buharlaştırmadan, popülerliğe düşmeden, taşralı okuru da “hayatın neresinde durduğu” sorusuyla yüz yüze getirmeyi bilmiştir. Bu sayede 1987’den bu yana olan yazı yolculuğunda, sadece kendi öykü ve romanlarındaki dili, kurgu ve tekniğini geliştirmekle kalmamış okurunu da yetiştirmiştir. “Her zaman için sezmek, bilmekten daha iyidir” diyen Toptaş, sezgilerini yalın ancak şiirsel diliyle yoğurarak zıtlıklar, çatışmalarla zenginleşen sağlam kurgulu romanlarında, dili bir müzik âleti gibi kullanmış, içinden geldiği taşranın yapay olmayan dünyasını büyük bir vefa duygusuyla, doğal ve eğitimsiz seslerden yükselen bir senfoniye dönüştürerek kent insanına neleri yitirdiğinin aynasını tutmuştur. İstanbul’un kültür başkentliği için bu edebi nitelikler çok değerlidir. Roman Ödülümüzün ilki, saygıdeğer romancımız Hasan Ali Toptaş’a�
 
Mustafa Kutlu
Hepimizin bildiği gibi Türk öykücülüğü Letaif-i Rivayet’ten bugüne çok mesafe kat etti. Önce Ömer Seyfettin, ardından Memduh Şevket ve Sait Faik, öykücülüğümüzün zirvesi oldular. Son otuz kırk yılın Türk Öykücülüğündeyse Mustafa Kutlu adı, başlı başına bir evrene işaret eder oldu. Yoksulluk İçimizde’den Tahir Sami Bey'in Özel Hayatı’na uzanan Mustafa Kutlu öykücülüğü, çıktığı zirvenin her yamacını kurgu harikası öyküleriyle sundu bizlere. Bir değerler manzumesi sahip olarak hayatını anlamlı bir çizgide sürdürmeye çalışan bireyin düştüğü insani durumlar, Mustafa Kutlu’nun öykücülüğümüze kattığı özgün açılımlardan sadece biridir. Taşralı bir öykücünün İstanbul’u tanıma uğraşı, hepimizi bir parça, Şehir Mektupları’nın öykücüsü yapmamış mıdır? Mustafa Kutlu, son elli yılda yaşadığımız toplumsal dönüşümü, roman türünün sınırlarından öykünün iklimine, indirgeme zafiyetine düşmeden aktarabilmiştir. Türkçe, Kutlu’nun öykü dilinde hem sosyal hem bireysel meselelerin şiirsel dili haline gelmiştir. Öykü ödülümüzün ilki değerli öykücümüz Mustafa Kutlu’ya...      
 

Ahmet Turan Alkan
Deneme türü, ‘Ben şairim insana ait hiç bir şey bana yabancı değildir” diyen şaire düzyazının bir cevabı olsa gerektir. Montaigne’i babası, Fransızca öğrenmeden önce Latince öğrenebilsin, diye daha iki yaşından başlayarak Latince’yle yüz yüze getirmişti. Hatta bu uğurda hizmetçilerde dâhil tüm ev halkı Fransızca’yı ev içinde terk etmişti. Montaigne’in insan hallerine büyük nüfuz gücü böyle başladı. Ve büyük yazar, insana yabancı olmayanın yazara da yabancı olmadığı böylelikle dile getirdi belki de. Belki böyle şekillenmemiştir ama her deneme yazarının iç dünyası, bize göre, toplumsal benliğin de toplumsal belleğinde havzasıdır. Ahmet Turan Alkan’ın da Cemil Meriç gibi bir dehadan toplumsal hayatımıza uzanan yazarlık serüveni, bugün bizleri her zamanki gibi cezbetmektedir. Altıncı Şehir’li olarak biz İstanbulluların arasındaki yeri, bir yerin yerlisi olmayı öğretti bize. Türkçe yazı dili onun ironik edasından bir çeşit yeni sentaks edindi, desek yeridir. Cemil Meriç’in Türkçe mirası onunla devam ediyor. Belki kendisi, o meşhur humouruyla bu dediklerimize de gülümsemeyle karşılayacak, ama Edebiyat Mevsimi, onun bir denemeci olarak yerini naçizane takdirden geri duramazdı. Deneme ödülümüzün ilki kıymetli deneme yazarımız Ahmet Turan Alkan’a�


Haber7

Osmanlı'nın Topkapı'daki saklı hazinesi

Osmanlı'nın Topkapı'daki saklı hazinesi 


Fatih Sultan Mehmet tarafından 1478'de yaptırılan ve Osmanlı Devleti'nin 380 yıl idare merkezi ve resmi ikametgahı olarak kullandığı Topkapı Sarayı Müzesi'ndeki eserlerin muhafaza edildiği depoda tarihi hazine yatıyor:

Osmanlı'nın Topkapı'daki saklı hazinesi

Foto GaleriHaberin galerisi için tıklayın

Fatih Sultan Mehmet tarafından 1478'de yaptırılan ve Osmanlı Devleti'nin 380 yıl idare merkezi ve resmi ikametgahı olarak kullandığı Topkapı Sarayı Müzesi'ndeki eserlerin muhafaza altına alındığı bazı depoların kapıları açıldı.

Tek binadan oluşmayan yapılar topluluğu olan Topkapı Sarayı'nın 80 bine yakın koleksiyonu, sarayın daha çok güzergah dahilinde olmayan değişik yapılarındaki 50 depoda muhafaza ediliyor. Müzede, çini ve Japon porselenleri, hazine, saray işlemeleri, padişah elbiseleri, kaftanlar, kıymetli örtüler, arabalar gibi her eser topluluğunun ayrı bir deposu bulunuyor.

Silah koleksiyonu sarayın mutfak kısmında çalışanların kaldığı koğuşların bir bölümünde saklanıyor. Sarayın restorasyonda olan ve 2010 yılının sonbaharında tamamlanması planlanan mutfak bölümü ise, yemeklerin pişirildiği kısım, aşçılar camisi, helvahane, hamam ve koğuşlardan oluşuyor. Mutfak Koğuşu'nda 7. yüzyıldan başlayarak 20. yüzyıla kadar tarihlenen çeşitli silahlar, kılıçlar, miğferler, kalkanlar, topuzlar ve giysilerden oluşan 10 bini aşkın eser bulunuyor.

İklimlendirmesi ve yangın söndürme sistemi bulunmayan, duvarları yer yer nemlenmiş, tavanının bazı bölümleri akmış durumda bulunan silah koleksiyonu deposundaki eserler, restorasyonun ardından birinci avluda bulunan ve Milli Eğitim Bakanlığı'ndan geri alınan Matbaa-ı Amire binası ile Matbaa Anadolu Meslek Lisesi'ne taşınacak.

Silahların seçkin olan bölümü ise sarayın ikinci avlusunda bulunan ve şu anda restorasyonu devam eden dış hazine binasındaki salonda sergilenecek. Sarayın ''Silah Seksiyonu''nun 2010 yılının ilk aylarında açılması planlanıyor.

Sarayın teşkilatında görevli bir grup görevli olan ''avadancılar'' adına kayıtlı 2273 eserin bulunduğu depo ise, sıkışıklığı ile dikkat çekiyor. Depoda iklimlendirme ve yangın söndürme sistemi bulunmasına rağmen eserler, korunması için bezle sarılmış ve üst üste konulmuş durumda. Burada bulunan ve aralarında Kabe, Mekke ve Medine'ye gönderilen kutsal örtüler, muhallefat yoluyla gelen bohçalar, kutsal topraklara ait eserler de Matbaa-ı Amire binasına taşınacak.

BAKANLIK ÇALIŞMALARI

Kültür ve Turizm Bakanlığı, eserlerini teşhir etmede de, depolamada da sıkıntısı bulunan Topkayı Sarayı MÜzesi'ne yeni mekanlar açmak amacıyla saraya ait olan, ancak yıllar içinde kullanımı diğer bakanlıklara geçen binaları geri almak için bir çalışma başlattı.

Bu doğrultuda Sağlık Bakanlığından Deri ve Zührevi Hastalıklar Hastanesi, Milli Eğitim Bakanlığından Matbaa-ı Amire ve Matbaa Anadolu Meslek Lisesi ve Ulaştırma Bakanlığından eski telgrafhanenin eklentileri alındı. Bakanlık, Milli Savunma Bakanlığından ise Marmara Denizi cephesinde, Milli Savunma Bakanlığı İç Tedarik Komutanlığının depo olarak kullandığı tarihi tescilli dört yapıyı istiyor.

Bu mekanların bir bölümü depo olarak kullanılacak. Böylece Topkapı Sarayı Müzesi'nde korunma koşulları iyi olmayan veya sıkışık durumda bulunan eserler, muhafaza altına alınacakları yeni depolara kavuşacak.

Topkapı Sarayı Müzesi yetkilileri, depolardaki eserlerin bakımı için sürekli bir ''bakım onarım kadrosuna'' da ihtiyaç bulunduğunu vurguladılar. Yeni restoratörlerin temini ile eserlerin sürekli bakımının sağlanabileceğini ifade eden yetkililer, sadece yeni depolama sistemlerinin yeterli olmayacağını, bakım ve onarımın da önemli olduğuna dikkati çektiler.

Şu anda da bakım ve onarımın yapıldığını, ancak istenilen düzeyde olmadığını dile getiren yetkililer, yeni depoların hazırlanması kadar atölyelerin de güçlendirilmesinin önemine işaret ettiler.

İLBER ORTAYLI'NIN GÖRÜŞÜ

Topkapı Sarayı Müzesi Başkanı Prof. Dr. İlber Ortaylı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, sarayın kumaş, kuyumcu, Avrupa porselenleri, bakır ve gümüş eşya, 12 bine yakın Çin porseleni, 17 bine yakın el yazması ile arşiv ve vesikaları muhafaza eden 50 depoda 80 bine yakın esere ev sahipliği yaptığını bildirdi.

Ortaylı, eserler arasında 19. yüzyıl saraylılarına ait eşyalar, silah koleksiyonu, arabalar da bulunduğunu dile getirerek, ''Bunların muhafaza edildiğini söyleyelim. Versaille veya Kremlin gibi saraylar yağmalanmış, bizde öyle bir şey yok. Topkapı'da çok şey bulunur. Çoğu burada kayıtlıdır. İyi korunanlar vardır, zamanla tahribe uğrayanlar vardır. Sergiler yaptıkça bunları çıkarıp, tamir de ediyoruz, öyle bir özelliğimiz de var'' diye konuştu.

Bilhassa çini eserler için depo şartlarının uygun olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Ortaylı, ''Devletten bir şey göremiyoruz. Çünkü Kültür ve Turizm Bakanlığının bütçesi çok küçüktür. Topkapı da müstakil bir idareye sahip değildir. Sponsorlara başvuruyoruz, onlar da bizi çok oyaladılar. Hatta vereceği miktarı çekenler de oldu'' dedi.

Ortaylı, her dönem Topkapı Sarayı Müzesi'nin idari yapısının değiştirilmesini talep ettiklerini, ama bir değişiklik olmadığını söyledi.

Darphane-i Amire binasının Topkapı Sarayı Müzesi'ne devri için yıllardır uğraşıldığını anımsatan Prof. Dr. İlber Ortaylı, şöyle konuştu: 

''Darphane-i Amire binası, 14 senedir onun bunun elinde kaldı, alamadık. Atölyelerimiz orada çalışacaktı. Yeni bölümler yapılıyor ve her yerde depo olmaz. Darphane'deki durumun 2010 yılında çözümleneceğini hiç zannetmiyorum. 4 yıl beni burada kanser ettiler, oradan adam atmak için. Sarayın asıl bölümü orası. Tarih Vakfı da gitsin başka yere. Zaten onlara gayet güzel bina vermişler.

'Sur-u Sultani' projesi kapsamında demir yolunun sökülmesi ve Sirkeci istasyonunun tahrip ettiği bölümün açılması gerekiyor. Gülhane Parkına inşa edilen bazı binaların yıkılması lazım. Ama Anıtlar Kurulu izin vermiyor. Bunlar 70'lerde yapılmış çirkin binalar. Bunların yıkılması ve surların açığa çıkması önemli. Darphane-i Amire de daha çıkmadı. Orada kıymetli kağıt ve damga matbaası var. Onların da bir yere gittikleri yok, gitmeleri lazım. Bu şekilde ortalık bir parça düzelebilir. Burası yeterli değil, bazı şeyleri düşünmek lazım.''

AA

Haber7 den alıntıdır.

Türk kız ressam Duygu Akbulut'un Beyrut başarısı

Türk kız ressamın Beyrut başarısı 

Beyrut 3. Uluslararası Çocuk Resimleri Bienaline katılan 2 bine yakın resim arasından Duygu Akbulut'un resmi, kategorisinde ikincilik ödülünü kazandı, Ahmet Özel ise mansiyonla ödüllendirildi.

Türk kız ressamın Beyrut başarısı

Yarışmada dereceye giren Türk katılımcıların plaketlerini, düzenlenen törende Beyrut Büyükelçiliği Başkatibi Şükrü Komit aldı.

Alınan bilgiye göre, 800'ü Türkiye'den olmak üzere 2 bine yakın resmin gönderildiği yarışmada dereceye giren resimler, Lübnan'ın en büyük sergi salonlarından biri olan UNESCO Palas'da açılışı yapılan sergide izlenime sunuluyor.

AA

Haber7 den alıntıdır

Mevlana 736. Vuslat Yıldönümü'nde anıldı

Mevlana 736. Vuslat Yıldönümü'nde anıldı 

Hazreti Mevlân'nın 736. Vuslat Yıldönümü törenleri, 'sevgi ve hoş görüş' yürüyüşü ve minik semazenlerin sema gösterisiyle start aldı.

Mevlana 736. Vuslat Yıldönümü'nde anıldı

Bu yıl 736'ıncı düzenlenen Şeb-i Arus etkinlikleri Konya Zafer Meydanı`ndan İstanbul Tarihi Türk Müziği Topluluğu Mehteran Bölüğü ve Konya Türk Tasavvuf Musikisi Topluluğu eşliğinde Valilik önüne kadar yapılan yürüyüşle başladı.Burada mehteran bölüğü tarafından mini bir konser verildi.

Sevgi yürüyüşü semazenler ve mehteran eşliğinde Mevlana Müzesi önüne kadar devam etti. Yapılan yürüyüşe Konya Valisi Aydın Nezih Doğan, Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Akyürek, AK Parti milletvekilleri Mustafa Kabakçı, Ayşe Türkmenoğlu, Orhan Erdem, Mevlânâ Celaleddin-i Rumi`nin 22. kuşak torunu Esin Çelebi Bayru, yerli ve yabancı turistlerin yanı sıra çok sayıda vatandaş katıldı. Mevlânâ Müzesi önünde toplanan protokol üyeleri okunan ilahileri dinledi, ardından Mevlân`nın kabrini ziyaret etti. Program, Kültür Bakanlığı Türk Tasavvuf Musiki Korosu üyelerinden postnişin Mustafa Holat`ın yaptığı gülbank duasının ardından minik semazenlerin yaptığı sema ayini ile sona erdi.
 
ZEDHABER-KONYA

Haber7

40 Haramilerin hazinesi Mardin'de çıktı

40 Haramilerin hazinesi Mardin'de çıktı 

Mardin'in bir köyünde yapılan kanalizasyon çalışması sırasında bulunan paha biçilemeyen altın, gümüş ve süs eşyaları hikâyelere ve filmlere konu olan efsanevi çete kırk haramilere ait olduğu ortaya çıktı.

40 Haramilerin hazinesi Mardin'de çıktı

Mardin'in Kızıltepe ilçesine bağlı Sürekli köyünde önceki ay ortaya çıkarılan hazinenin sırrı çözüldü. 

Sürekli köyünde önceki ay yapılan kanalizasyon kazısı sırasında ortaya çıkarılan 400 adet altın takı ve sikkelerin tarihçesi ile ilgili Mardin Müze Müdürlüğü'nün sürdürdüğü tarihsel dayanak çalışmalarında son aşamaya gelindi.

Halen Mardin Müzesi'nde temizlenmekte olan ve tarihi geçmişini yansıtan yazılarla ilgili envanter kayıtları devam ediyor. Kanalizasyon kazısı sırasında ortaya çıkan altın takı, sikkelerin tarihçelerinin İlhanlılar, Selçuklular Sasaniler gibi daha birçok medeniyetlere ait olduğu saptandı. Envanter kayıtları halen devam eden hazinelerle ilgili sır perdesi ise kanalizasyona saklayanların kırk haramiler olduğunun ortaya çıkması ile farklı bir boyut kazandı.

Eşyaları inceleyen Restoratör-Konservatör Vural Züngör altınların kırk haramilere ait olmasının çok yüksek bir ihtimal olduğunu söyledi. Yapılan araştırmalar neticesinde köye en yakın olan komşu köyün isminin de Çelharemi yani (Kırk haramiler) olduğunu tespit ettiklerini ifade eden Züngör, "Zaten altınlar da çetenin bölgesinde bulundu. Farklı medeniyetlere ait çeşit çeşit altınlar, gümüşler ve sikkeler ortaya çıktı. Bölge aynı zamanda kervan yolu üzerindedir." Bu da gösteriyor ki efsanelere konu olan kırk haramilerin hazinesi burada bulunduğunu ortaya çıkardı." dedi.


MÜZE MÜDÜRÜ ERDOĞAN: HAZİNENİN KIRK HARAMİLERE AİT OLDUĞU ANLAŞILDI

Mardin Müzesi Müdürü Nihat Erdoğan ise Sürekli köyünde ortaya çıkarılan hazinenin sır perdesinin araştırmaları sonucunda aralandığını dile getirdi. Erdoğan, hazinelerin Sürekli köyüne yakın mesafede yer alan ve Kürtçe Çelherami (Kırkharami) köyünde oturan kırk haramilere ait olduğunun anlaşıldığını söyledi.

Hazinenin kırk haramiler tarafından çalınarak Sürekli köyünde toprağa gömüldüğünü belirten Müdür Erdoğan, "Şu anda altın takılar, figürler ve sikkeleri temizleyerek tarihi boyutları ile birlikte envanterlerimize kayıt ettiriyoruz. Öyle sanıyorum ki bir ay gibi bir zaman diliminde çalışmalarımız tamamlanacak ve kırk haramiler ismini alarak Mardin Müzesi'nde gelen ziyaretçilerimize teşhir edeceğiz." diye konuştu.

Kanalizasyonda ortaya çıkarılan hazine ile ilgili görüşlerini ifade eden Mardinliler, hazinenin kırk haramilere ait bir gömü olması nedeniyle büyük şaşkınlık yaşadıklarını dile getirdi. Tarihi kentte böyle bir hazinenin ortaya çıkması Mardin turizmi için önemli bir fırsat olduğunu söyleyen İbrahim Ataş adlı gümüş ustası kırk haramilerin hazinesinin ortaya çıkmasını, kente gelen yerli ve yabancı turistlerle paylaştıkları belirtti.

(CİHAN)

haber7

New York'ta Atatürk Sempozyumu

New York'ta Atatürk Sempozyumu 

New York'ta Birleşmiş Milletler (BM) genel merkezinde Atatürk Sempozyumu düzenlenecek.

New York'ta  Atatürk Sempozyumu

İstanbul Üniversitesi Mezunları Derneği Amerika Şubesi'nden (İÜMEZUSA) yapılan açıklamada, 18 kasımda BM'de ''Atatürk'ün Mirası'' adlı sempozyum düzenleneceği bildirildi.

Atatürk üzerine araştırmalar yapan Prof. Dr. Arnold Reisman, Prof. Dr. George Gawrych, Prof. Dr. Justin McCarthy ve Prof. Dr. Vamık Volkan'ın konuşmacı olarak katılacağı sempozyum, New York Devlet Üniversitesi (SUNY) öğretim üyelerinden Dr. Umut Uzer tarafından yönetilecek.

AA

haber7

Gezici Festival Ankara'dan yola koyuldu

Gezici Festival Ankara'dan yola koyuldu


Heybesine aldığı filmlerle 15 yıldır yollara revan olan Gezici Festival, bugün Ankara'da başlıyor. 10 Aralık'a kadar pek çok film, kısa film, söyleşi, atölye çalışması ile Ankaralı sinemaseverlerle buluşacak olan festival, 11-17 Aralık'ta Artvin'e de uğradıktan sonra, 18-20 Aralık'ta da Makedonya'nın başkenti Üsküp'te olacak. Festivalin bu yılki teması 'Karşı-LIK'.

Geçtiğimiz yıl maddi imkânsızlıklar nedeniyle ilk defa Ankara'ya yolu düşmeyen festival, sadece Kars'a ve Artvin'e gidebilmişti. Bu yıl Kars Belediyesi de maddi gerekçelerle festivale ev sahipliği yapamayacağını açıklayınca, "Festival ortada mı kalacak?" sorusu gündeme gelmişti. Derken Artvin Belediyesi festivale sahip çıktı. Ankara Sinema Derneği ile T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın katkılarıyla düzenlenen festival bu yıl Almanya, Güney Kore, Singapur, Polonya gibi 32 ülkeden 112 yönetmenin 92 filmini izleyicilerle buluşturacak. 'Karşı-LIK' teması altında da 'Kapitalizm'e, 'Savaş'a, 'Burjuvazi'ye, 'Eğitim Sistemi'ne, 'Milliyetçilik'e, 'Sömürü'ye, 'İşkence'ye, 'Cinsiyetçilik'e, ''Militarizm'e ve 'Otorite'ye karşı filmler gösterilecek. Bir yıl aradan sonra yeniden Ankara'ya uğrayacak olan festival, uzun zamandır kapalı olan Batı Sineması'nı mekân tutacak.

Festival Artvin'den DIŞA açılacak

Gezici Festival'in ikinci durağı Artvin, bu yıldan itibaren festivalin dışarıya açılan uluslararası yarışmasına ev sahipliği yapacak. Altı ülkeden 10 filmin katılacağı Altın Boğa Film Yarışması'nda Türkiye'yi İki Dil Bir Bavul ile Bornova Bornova temsil edecek. Türkiye'de ilk kez gösterilecek olan Elveda Gary, Burada, Bir Kız, Huacho, Polis (s.), Yepyeni Bir Hayat, Bay Kim'in Avare Günleri ve Eamon adlı filmlerin ortak özelliği, çoğunun yönetmenlerinin ilk filmi olması. Festivalin Özel Gösterimler bölümünde Kapitalizm: Bir Aşk Hikâyesi, Hayata Çalım At filmleri, 'Almanya: 30 Yıl Önce 30 Yıl Sonra' adlı seçkide ise Almanya'nın 1970'li yıllarını konu alan 'Sonbaharda Almanya' ile dokuz yönetmenden dokuz kısa film, izleyicisini bekliyor olacak.

Festival'in Ankara'daki mekânı Batı Sineması, Artvin'de Ahmet Hamdi Tanpınar Kültür Merkezi, Üsküp'te ise Üsküp Sinemateki.

Festival biletlerinde öğrenci-tam ayrımı yok. (6 TL)

En iyi filme 10 bin Euro değerinde Altın Boğa Ödülü verilecek. İkinci ise 5 bin Euro'luk Gümüş Boğa'yı alacak.

Festival kapsamında usta yönetmen Halit Refiğ anısına, yönetmenin Teyzem (1986) adlı filmi gösterilecek.

'Kısa İyidir' bölümünde gösterilecek 32 kısa filmden 'en iyi' olanı bu yıl da seyirci ödüllendirecek.

Gezici Festival kütüphanesine bu yıl 'Reha Erdem Sineması: Aşk ve İsyan' adlı kitap ekleniyor.

Sinema Konuşalım etkinliklerinde Yeşim Ustaoğlu ile yönetmenlik atölyesi, Derviş Zaim ile de senaryo atölyesi gerçekleşecek.

Ankaralı izleyiciler Batı Sineması'nda gösterimler süresince kahvelerini ücretsiz içecek.

Festival hakkında detaylı bilgi ve festival için hazırlanan 'gezici gazete' festivalin sitesinde. (www.gezicifestival.org) ZAMAN

YAVUZ ULUTÜRK İSTANBUL

<<Önceki Sayfa |1/25|
Social Bookmarking
TurkeyRank.Com - Pagerank Servisi
TurkeyRank.Com - TurkeyRank-Pagerank Servisi